23 Mart 2015 Pazartesi

Flann O'Brien Üzerine...









Biri bana “modern ya da klasik yazarların içinden, bugüne dek okuduklarımdan tümüyle farklı, yeni, bambaşka bir roman okumak istiyorum, ne tavsiye edersin?” diye sorsa, duraksamadan söyleyeceğim ilk isim Flann O’Brien’ın imzaladığı ‘Üçüncü Polis’ isimli eseri olurdu. Kusursuz bir zırvanın nefis edebi anlatımla işlendiği, her sayfasında hissedilen absürd heyecanla ‘WTF?!?’ denilesi türden benzerine rastlamadığım bir kitaptı Üçüncü Polis. Aslına bakarsanız İrlanda Edebiyatıyla ne işim olur benim, Joyce bile okumamış adamım sonuçta. Birkaç sene önceydi, ismini kardeşimden [bu arada, şerefsizin Yrd. Doç. olunca iyice götü kalktı; birkaç sene önce ‘abi falanca derste ne okutayım çocuklara, filanca dönem hakkında bana akıl ver n’olursun’ diye yalvaran herif şimdi en parlak fikirlerime ve yorumlara dahi burun kıvırıp tepeden bakmakta,  ülkemizde ciddi bir akademisyen elitizmi sorunu var.] çok defa kitaplarını okumamı tavsiye ettiği Terry Eagleton’ın o vakitler henüz var olan Simurg’un raflarında “Kötülük Üzerine Deneme” isimli hacimsiz kitabını görünce, hem kardeşimin önerisi, hem de kitabın adının cazibesiyle alıp okumaya başlamıştım. Eagleton, edebiyattaki kötü karakter üzerinden türlü felsefi ve psiko-sosyolojik değerlendirmeler yapıyordu, doğrusu hoş ve zevkliydi yorumları, ele aldığı kitaplardan biri de çeşitli alıntılar yaptığı “Üçüncü Polis”ti. Kısacık iktibaslar öyle ilgi çekiciydi ki, kitabı bulmak istedim, talihim varmış, Türkçe’ye çevrileli de fazla bir zaman geçmemişti, üstelik nefis bir tercümeyle. “Üçüncü Polis”in yayınlanma hikayesi de ilginç, yayıncılar ‘fazla uçuk, okunmaz’ kanaatiyle kitabı basmaya yanaşmamışlar, seneler sonra adamın ölümünün ardından karısı kopyaları birine vermiş, sonra eser sansasyon yaratmış vs. Hasılı, Eagleton’ın kitabına alıntıladığı kısa bir pasaj, bana Flann O’Brien gibi çok özel bir yazarı fark etme ve olağanüstü bir kitabı okuma fırsatı vermişti. Böyle beklenmedik sürprizler değil mi hayatı yaşanır kılan? Daha sonra, doğal olarak bu inanılmaz kitabın yazarı başka ne yazmış diye aradım, “Üçüncü Polis” yayıncılar tarafından beğenilmeyince çok sonra onu biraz daha anlaşılır hale getirmek için epeyce değişikliğe uğrattığı –aslına bakılırsa ‘bu defa anlaşılsın’ kaygısıyla tadından ve lezzetinden çok şey kaybeden-  Dalkey Arşivi’ni kısa bir süre sonra dilimize çevirdiler, ne var ki Sayın cumhurbaşkanımızın maket modeli nasıl aslının yerini tutamıyorsa, Dalkey Arşivi, öncülünün ancak kuru bir gölgesinden ibaretti. 




İstanbul’a geçen gidişimde burada okuyacağım kitaplar için stokumu hazırlama amacıyla bakınırken, 2014’ün Eylül ayında yayınlanmış bir başka kitabına rast geldim Flann O’Brien’ın yazdığı. Wiki’de ve başka sitelerde yazarın masterpiece’i olarak nitelenen orijinal ismiyle At Swim-Two-Birds: yayıncı tercihiyle ‘Ağaca Tüneyen Sweeney’ başlığı altında raflarda görünce, tabakta kalan son elmalı kurabiyeyi hızla aşıran Homer Simpson misali uzanıp kaptım, çabucak kasaya yöneldim. Aynı çevirmen (Gülden Hatipoğlu), aynı yayınevi (Everest).




‘Üçüncü Polis’ benim nazarımda zehir gibi bir zekâya sahip yazarın ancak DMT türü bir hallüsinojen kullandıktan sonra kaleme alabileceği türden muhteşem bir manyaklıktı, kendi yorumumla ‘Psychedelic Fun’ olarak ifade edebileceğim türden. Bütün kitap bir ‘bu ne amına koyiym?’  sorusu üzerine kuruluydu sanki. Ne var ki, Ağaca Tüneyen Sweeney’i okuduğumda, nasıl bir dahi ile karşı karşıya olduğumu idrak etmem ve yazara hakkını teslim etmem daha kolay oldu. Flann O’Brien, öyle böyle değil, gerçekten inanılmaz bir kitap yazmış. Metafiction (üst kurmaca) denilen türden, roman içinde roman, hikâye içinde hikâyelerin var olduğu edebi türü bilirsiniz, bunların benzerlerini gördük daha önce;  Hamlet’te yer alan tiyatro grubunu hatırlayın söz gelimi.  Şimdi ise bu üst kurmaca olgusunun suyunu çıkartan bir kitaptan söz ediyorum size: Ağaca Tüneyen Sweeney’in bir anlatıcısı var. Bu anlatıcının yaşadıkları, çevresi, hayatı var. Bu anlatıcının yazdığı bir roman var. Yazdığı romandaki ana karakter de bir roman yazıyor. Bu arada her bir romanda dünya kadar karakter mevcut ve bu karakterler hem kendi aralarında, hem alt-üst katmanlardaki romanların kahramanlarıyla, hem de çok ilgisiz bir başka romanında geçen bir karakterle ilişki kurabiliyorlar. Karmaşık ifade ettiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, olayın kendisi arapsaçı zaten. Böyle olmasa AğacaTüneyen Sweeney’in önsözünde editör okuyucuları baştan uyarmazdı:


“Kitabı okurken hangi karakteri kimin yarattığına dikkat edin. (…) Hangi anlatı seviyesinde olduğunuza, anlatıcının kim olduğuna dikkat edin; örneğin kitabın anlatıcısının hatıralarını, anlatıcının yazdığı kitabın bölümlerini, ya da bu kitabın içindeki kitabın kahramanlarının anlattığı bir hikâyeyi okuyor olabilirsiniz.” 


Kısaca, ucunu kaçırdığı anda okuyucunun sayfalar arasında düpedüz kaybolduğu, neredeyim ben, bu insanlar kim, ne işim var benim burada sorularını sormaya başlayacağı türden bulmaca gibi nefis bir labirent kitaptan bahsediyorum. Enteresan bir ön kabulle yola çıkıyor  Flann O’Brien: Yazar bir karakter yarattığında, o karakter (edebiyat dünyası sınırlarında içerisinde) bir canlıya, etli kanlı bir insana dönüşmekte. Hayatın tüm yönleriyle.  Üstelik daha evvel, ilgisiz alakasız bir yazarın kaleme aldığı romanda geçen şahıslar, yaşamaya devam ediyor. Roman bitiyor ya da yazar artık yazmaya son veriyor ama karakter hayatta. Yazar, bir tür tanrı, lakin O’Brien’ın yazar karakterleri hep uçup tipler, uçuk tanrıcıklar.




Şimdi, Ağaca Tüneyen Sweeney’den hayli uzun bir alıntı yapmaya niyetliyim, ne menem bir şeyden söz ettiğimi anlatmak için:




(…)

Karısının yanı başında yatmakta olan Pooka MacPhellimey’yi derin uykusundan uyandıran şey, ormandaki sık ağaçlar ve pencerelere gerilen çuval bezleri yüzünden zayıflamış da olsa, ışıyan sabah güneşinin pırıltısıydı. Kaşları çatık uyandı uykusundan ve başparmağını oynatarak sihrini yaptı, böylece börtü böceği, kurtçukları ve bütün ormanda koca taşların altında pinekleyen diğer musibet sürüngenleri de uyandırdı. Daha sonra, gözleri yarı kapalı, siivri tırnaklı elleri kafasındaki gür çalılıkta kenetlenmiş vaziyette sırt üstü uzandı; alçak sesle beddualarını ve sabah dualarını ediyor, yumru ayaklarının yatakta oluşturduğu kamburu düşünüyordu. Yanında süpürge sapı gibi duran karısı görünmüyordu, dikkatli bakmazsan fark edemezdin bile, kara çuval bezinden yapılma yorganın altında kara, uğursuz bir buruşuktan ibaretti, bir gölgeydi. Pooka yatakta pipo keyfi yapmak için piposuna, çakısına ve tutam haline getirdiği tütününe- her üçü de yanı başındaydı- el atmak üzereydi ki kapı dışarıdan ısrarla çalındı ve çalanı buyur etmek için açıldı. 

Evime hoşgeldiniz, dedi Pooka hürmette kusur etmeyerek, piposunu yatağın başlığına hafifçe vuruyor ve kimse ayaklarının kamburuyla ilgili fikir beyan etmesin diye yumru ayaklarını yana çeviriyordu. Edepli bir merakla kapıya baktı ama kimseler yoktu, kapıyı çalan şahıs ortalarda görünmüyordu. 

Hoş geldiniz, içeri buyrun dedi Pooka ikinci kez. Ziyaretçiler beni sabahın köründe nadiren şereflendirirler.

Güzel evinizim orta yerindeyim zaten,  dedi ince bir ses, bir çağlayanın çınlamasından ve gümbürtüsünden daha tatlı, günün ilk ışıklarından daha ışıltılı bir sesti bu. Üzerinde eliptik bir yarık olan döşeme taşının üzerinde duruyorum.

Fakirhaneme hoş geldiniz, dedi Pooka döşemeleri gözden geçirerek. Ne biçim durmak o öyle, göremiyorum sizi. 

Sizi ziyaret etmeye ve sizinle bir saatçik muhabbet edip çene çalmaya geldim, dedi ses.

Konuşmak için erken bir saat, dedi Pooka, ama evime hoş geldiniz. Adınız bir sır zannedersem.

Adım dosdoğru İyi Peri, dedi İyi Peri. İyi bir periyim ben. Sır olmasına sır, ama öyle büyük bir sır ki sadece birbirimize söyleyebiliriz. Evinize bu saatte gelişimin sebebine gelince; akıllı uslu bir muhabbet için sabah asla çok erken değildir. Aynı şekilde akşam da asla çok geç değildir.

Pooka nevresimin altından karısının siyah saçlarına dokunuyordu – ince düşüncelere daldığının göstergesiydi bu.

Görme yetimi ve optik gözlem gücümü aşırı kullanmaktan daima bilerek imtina ettiğimden (açıkça hissedilip fark edilebilen şeylerden bahsediyorum- şafağın dağların ötesinde sökmesi mesela yahut güçlü ay ışığında baykuşların ya da yarasaların tuhaf hal ve hareketleri), dedi Pooka beyefendi bir edayla, görünür şeylere nadiren dikkat etmemin mükâfatı olarak normalde görünür olmayan şeyleri apaçık görebilmem gerektiği fikrine kapıldım (ahmakça belki). Bundan dolayı, bedensiz ses hadisesini (özellikle, hayaller görmek için gayri müsait olduğu bilinen bir saatte), bir hezeyan olarak, doğru dürüst yemek yememekle ve yatmadan önce homini gırtlak tıkınmakla açıklanabilecek sayısız halüsinasyonlardan biri olarak, beyinden ziyade işkembe-i kübradan çıkan bir uydurma olarak görmeye meyilliyim. Dün gece, şu köşedeki kazanda pişirilen acayip bir karışımın son leziz (ama hazmı güç) porsiyonunu mideye indirdim. Dün gece fileto yedim.

Söyledikleriniz beni şaşırtıyor, dedi İyi Peri. Kınkanat filetosu muydu, yoksa maymun veya kadın filetosu mu?

İki fileto yedim, diye cevap verdi Pooka, insan filetosu ve köpek filetosu, hangisini önce yedim yahut hangisinin tadı daha güzeldi hatırlayamıyorum. Ama toplamda iki fileto yedim. 

İtiraf etmeliyim ki iyi bir yemek, dedi İyi Peri, gerçi besleyecek bir bedenim yok benim. Yemek yeme başarısı babında birinci sınıf iş.

Ne dediğiniz duyuyorum dedi Pooka, ama evin neresinden konuşuyorsunuz?

Burada oturuyorum, dedi İyi Peri, şifonyerin üzerindeki beyaz bir fincanın içinde.

O fincanın içinde dört bakır para var, dedi Pooka, dikkat edin. Kaybolurlarsa illet olurum, söyleyeyim.

Benim cebim yok ki, dedi İyi Peri. 

Bak buna şaşırdım işte, dedi Pooka, kalın kaşlarını saçlarıyla iç içe geçene dek kaldırarak, gerçekten şaşırdım ve ne yalan söyleyeyim,  cepsiz nasıl idare ettiğinizi hiç anlamıyorum. Cep, insanlığın ilk içgüdüsüydü ve insanoğlunun iki cebin ortasına pantolon eklemesinden çok önce kullanılıyordu; ok kılıfı buna örnektir mesela, bir diğer örnek de kanguruların kesesidir. Piponuzu nereye koyuyorsunuz?

Ben sigara içerim, dedi İyi Peri, ve kanguruların insan olduklarını düşünmek istemiyorum.

Bunları söylerken sesinizin nereden geldiği bir muamma vallahi, dedi Pooka. 

Son konuştuğumda, dedi İyi Peri, göbek deliğinizde çömelmiş oturuyordum, ama pek rahatsız bir mıntıka, artık orada değilim.

Bir de bana sor, dedi Pooka, yanımda yatan şey karım.

Ben de o yüzden ayrıldım zaten, dedi İyi Peri.

Verdiğiniz cevaptan iki anlam çıkıyor, dedi Pooka tasvip etmeyen bir gülümsemeyle, ama sırf karı koca arasındaki sadakat ve iffet gibi düşüncelerle terk ettiyseniz yatağımı, ev sahibinin gazabına uğrama korkusu olmadan rahatça kurulabilirsiniz yorganın altına, zira üçlü ilişki daha emniyetlidir; iffet hakikattir ve hakikat tek sayıdır. Bir de, kanguruların insan olmadığına dair ettiğiniz söz tartışmaya açıktır.

Böyle bir şey makbul olsa bile, dedi İyi Peri, meleklerin veya ruhların cinsi münasebette bulunması kolay değildir ve her halükarda, ortaya çıkacak çocuk, yarı beden yarı ruh olacağından, feci şekilde özürlü doğacaktır, zira bu iki element daima ihtilaf içinde ulunduğundan, oldukça kafa karıştırıcı ve nötrleştirici türden parçalardır. Böyle bir durumda, yarı ruh yarı insan kişilerin gireceği cinsi münasebet, yarı beden artı iki yarı beden ve bir ruhun toplam yarısından, yani dörtte üçü beden ve dörtte biri ruhtan oluşan bir çocuk peydah olmasına neden olacaktır muhtemelen. Bunun sonraki kuşakta tekrarlanması halinde, çocukların ruhani ihtivası gene yarıya iner, bu böyle sürer gider, ta ki ruhani ihtiva sıfırlanana dek; bu da bizi geometrik bir seriye, ruhani geleneği temsil etmeyen sıradan bir veled-i zinaya götürür. Kanguruların insanlığına gelince, bir kangurunun insan olduğunu açıkça kabul için bazı üzücü çıkarımlarda bulunmak gerek; mesela yanınızda yatan karınızın kangurusallığı gibi.

Hastir, dedi Pooka’nın karısı, yorganın ucunu sesinin çıkmasına yetecek kadar kaldırarak.

Ruhani elementin sıralı üremeyle ortadan kaldırılabildiğini düşünürsek, dedi Pooka, tam tersi bir işlemle beden gitgide azaltılabilir; bu durumda, bekâr bir annenin bir ev dolusu yetişkin ve görünmez ruh peydahlamış olması ilk bakışta düşünüleceği gibi bir ölçüsüzlük sayılmayacaktır. Bu öneri, alelade bir aileye hiç kuşkusuz oldukça caziptir, çünkü giyim kuşamdan ve doktor faturalarından edilecek tasarruf öyle böyle olmaz, mağaza hırsızlığı ilmi öyle büyük bir ciddiyet ile uygulanır ki, konforlu ve kültürlü bir yaşama sahip olmak ve bu yaşamı idame ettirmek için gösterilen ciddiyetten aşağı kalmaz. Karımın kanguru olduğunu öğrenmek beni şu kadarcık şaşırtmaz, zira ortaya atılacak herhangi bir hipotez, kendisinin bir kadın olduğu varsayımına kıyasla çok daha makul olacaktır.

Adınızı bahşetmediniz bana, dedi İyi Peri. Bir kadının kangurusallığını belirlemek için bacaklar gibisi yoktur. Mesela, karınızın bacakları kürkle mi kaplı, Bayım?

Adım Fergus MacPhellimey, dedi Pooka af dileyen bir tonda, tür olarak iblis veya Pooka sınıfına mensubum. Fakirhaneme hoş geldiniz. Karımın bacaklarının kürkle kaplı olup olmadığını bilmiyorum, çünkü onları hiç görmedim, o bacaklara bakmak gibi bir çılgınlık yapmaya da niyetim yok. Her halükarda ve tüm nezaketimle-konuğuma hakaret etmek aklımın ucundan bile geçmez- temas ettiğiniz noktayı önemsiz addediyorum, zira düzenbaz bir kanguruyu, kadın olduğunu hesaba katarsak, bacaklarını traş etmekten alıkoyacak hiçbir şey yoktur dünyada.

Pooka sınıfından olduğunuzu biliyordum, dedi İyi Peri, ama adınız hatırımdan çıkmış. Kanguruların jilet kullanmayı bildiklerini kabul ettik diyelim, kuyruk hangi dalavereyle olduğu şeyden farklı bir şeymiş gibi gösterilebilir?

Pookanın işi, dedi Pooka, sorumluluklarla dolu bir iştir; en basitinden İlk İyilik ve Birincil Hakikat olan ve mecburen tek sayı olan Bir Numara tarafından, icabına bakılmak üzere bana gönderilen şahısların dayaktan geçirilmesi ve dövülmesi işi. Benim şahsi numaram İki. Kuyrukla ilgili öne sürdüğünüz ikinci itiraza gelince, kuyruğu olmayan bütün şahıslara büyük bir şüpheyle yaklaşmaya alışkın olan bir sınıfa mensup olduğumu söylemem lazım. Bizzat benim şu anda yatakta iki kuyruğum var, seyrek tüylü kendi kuyruğum ve geceliğimin kuyruğu. Hava soğuk olduğunda iki gömlek üst üste giyersem, toplam üç kuyruğum varmış izlenimi verebilirim size. 

Vazifelerinizle ilgili yaptığınız açıklamayı oldukça ilginç buldum, dedi İyi Peri, İyi ve Kötü rakamlarla ilgili görüşlerinize de katılıyorum. Bu sebeple, iki gecelik giymenizi içler acısı bir hata olarak görüyorum, çünkü sizin de belirttiğiniz gibi toplam üç kuyruğunuz olmuş oluyor ve hakikat tek sayıdır. Kuyruk meselesi neyse ne, ama dişi kangurunun, gereksinim duyulduğu zamana dek yavrularını ve ıvır zıvırını saklayabileceği bir kesesinin olduğu su götürmez bir gerçektir – evin içindeki eşyaların kaybolduğunu hiç fark etmediniz mi Bayım, karınız bunları saklamak için kesesine tıkmış olamaz mı?

Kuyruklarım konusunda korkarım yanılıyorsunuz, diye karşılık verdi Pooka, zira bu sabah size itimat edip söylediklerime rağmen, tek seferde ikiden az veya yirmi dörtten fazla kuyruk kuşanmadım hiç. İkinci en iyi gömleğimin, biri diğerinden daha uzun iki kuyruğu olduğunu söylersem sorununuz ortadan kalkacaktır; bu iki kuyruklu gömleğim sayesinde hem soğuk bir günde iki gömlek giymenin fiziksel konforunu hem de kıçımda dört kuyruk taşımanın resmi gururunu yaşıyorum (tüylü kuyruğumu sağa sola salladığımda, dördü birden pantolonumun içinde ahenkle hareket ediyor.) Hakikatin tek sayı olduğunu ve birinci rakam, sonuncu rakam ve aradaki tüm rakamlar dahil bütün kişisel rakamlarımın kaçınılmaz olarak çift olduğunu asla unutmam. Kişisel konforum için elzem olan bazı küçük şeyleri sık sık kaybetmişliğim vardır- gözlüğüm ve tavayı sıcakken ocaktan indirmek için kullandığım siyah eldivenim buna iki örnek teşkil eder. Kangurumun bunları kesesinde saklamış olması mümkün, canına yandığımın kesesinde hiç çocuk olmadı zira. Geldiğiniz yerden fakirhaneme yaptığınız yolculuk sırasında maruz kaldığınız hava şartlarının mahiyetini sorsam, konuk statünüzü fena halde ihlal etmiş olur muyum acaba?

Küçük kuyruklara ilişkin tartışmalı meseleye gelince, dedi İyi Peri, zekice bir buluş olduğunu düşündüğüm iki kuyruklu gömleğinize ilişkin açıklamanızı sorgusuz sualsiz kabul ediyorum. Lakin merak ediyorum, cemiyet kuralları gereği beyaz yelek ve frak giymeye mecbur olduğunuz durumlarda, çift sayınızı hangi matematik safsatası ile koruyorsunuz? Kafamı kurcalıyor bu soru doğrusu. Sizin yaşınızdaki bir adamın gözlüğünden ve siyah eldivenin mahrum olması ne acı, zira hayat gözlüksüz çok ufalır, yanmış bir el de cabası. Maruz kaldığım hava yağmurlu ve rüzgârlıydı ama bana mısın demedim, çünkü bundan rahatsız olacak bir bedenim yok ve içeri su sızdırabilecek bir giysi giymiyorum.

Frakla ilgili kafanızı kurcalayan mesele pek ehemmiyetsiz, dedi Pooka, zira bu şık giysinin kuyruğu ortadan ikiye ayrıktır, bu da giysiyi iki kuyruklu yapar, ki kendi kuyruğum ve gömlek kuyruğumla birlikte dört kuyruk veya dokuz gömleğin hepsiyle birlikte toplam on iki kuyruk eder. Şimdi düşünüyorum da, dökme devirden kömür kovası, döşemesi at kılından bir koltuk, bir sicim yumağı ve bir koli turba da kaybolmuştu. Bir ruh olsanız da, sisten rahatsız olacağınıza adım gibi eminim, zira belli belirsiz bir sis kadar ruhani veya her yere nüfuz edebilen çok az şey vardır, ya da benim deneyimlerime göre öyle, çünkü sisli havalarda veremden mustarip kişiler epey yakınırlar, çoğunlukla da ölürler. Tanıştığım herkesi nezaketle sorguya çekmeyi adet haline getirdim; son sayı tek mi yoksa çift mi, yani tek sayı olması halinde zafer sizin mi olacak yahut çift olması halinde cennet ve cehennem ve bu dünyayla ilgili mesele benim lehime mi sonuçlanacak, bu konuda beni bilgilendirip bilgilendiremeyeceklerini görmek isterim. Nihayetinde size soracağım soru şu, son konuştuğunuzda sesiniz nereden geldi?

Bir kez daha, dedi İyi Peri, frakla ilgili cevabınızı kabul etmek durumunda kalmaktan mutluyum ve size minnettarım. Ama şimdi de şu rahatsız ediyor beni: saçınız dalalet içinde olabilir- zira saç tellerinizin sayısı tek olabilir ve hakikat asla çift sayı değildir. Evin içinde kaybettiğiniz eşyaları bir bir saymanız ilginçti doğrusu; kanguruyu itiş kakışa en hazırlık olduğu bir sırada yakalayıp, nesi var nesi yoksa mutfaktaki döşeme taşlarının üzerine düşmesi için baş aşağı döndürerek veya tepetaklak ederek eşyalarınızı bulabileceğinizden şüphem yok. Hayaletlerin ve ruhların sisten ve buhardan kötü etkilendiklerini düşünmek hata olur (gerçi, veremli ve akciğerleri zayıf bir ruhun böyle bir ortamda sıhhatinin bozulması oldukça muhtemel.) Şayet sözünü ettiğiniz bilmeceyi, yani son sayının mahiyetini çözebilseydim, daha mesut bir varlık olurdum şahsen. Son konuştuğumda, kazanın içindeki donmuş domuz yağında kayıyordum, şimdiyse bir yumurtalığın içinde oturuyorum. 

Pooka’nın her daim alı al moru mor olan yüzü, yerinden doğrulup dirseklerini yastığına dayadığında pörsümüş meşe palamudu rengini aldı. 

Saçımdan bahsederek, dedi sesinde hafiften bir öfke belirtisiyle, canımı sıkmaya veya (daha da kötüsü) beni çileden çıkarmaya çalışmadığınıza emin misiniz? Ayrıca, kayıp eşyalarımın zavallı mutfağımın sert taşları üzerine düşmesi için kangurumu baş aşağı çevirmemi tavsiye ederken, niyetiniz gözlüğümün tuzla buz olması mıydı? İyi ruhların sis çıktığında tehlikeye maruz kalmalarının sebebi, hakikat tek sayı olduğundan iyi ruhların sadece tek bir akciğeri olması mı? Tıpkı benim varlığımın Bir Numara’nın, yani Asal Hakikat’in her yanı saran iyiliğine tepki olması gibi, sizin mevcudiyetinizin de benim kötülüğümün gücüyle arttığından ve yüce gönüllü faaliyetlerinize bir çare bulunması icap eder etmez sayısı dört olan bir başka Pookanın kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağından haberdar mısınız acaba? Son sayı bilmecesinin, (duruma göre) iyilik ya da kötülük yapmaya mecali kalmayacak, öyle ki hiçbir reaksiyonu başlatamayacağı için bizzat kendisi son ve nihai rakam haline gelecek bir Pookanın veya iyi ruhun nihai kişiliğine intikal ettiği- dolayısıyla Son Rakam’ın mahiyetinin doğrudan doğruya, temel özellikleri kansızlık, ahmaklık, atalet ve karaktersiz bir ihmalkarlık olması gereken bir şahsın mevcudiyetine intikal ettiği hiç aklınıza geldi mi acaba? Söyleyin bakalım!

Aslına bakarsanız, dedi İyi Peri, söylediklerinizin iki kelimesini bile anlamadım ve neden bahsettiğiniz konusunda en ufak bir fikrim yok. Son söylevinizde kaç tane yan cümle kullandığınızı biliyor musunuz, Bayım?

Bilmiyorum, diye karşılık verdi Pooka. 

Toplam on beş yan cümle, dedi İyi Peri, her birinin konusu başlı başına bir konuşmaya yeter de artar bile. Altı saat sürmesi gereken bir konuşmayı bir saatçik zamana sıkıştırmak kadar kötü bir şey yoktur. Söylesenize, Bayım, hiç Bach etüd ettiniz mi?

Nereden geldi sesiniz, diye sordu Pooka.

Yatağınızın altında oturuyordum, diye yanıtladı İyi Peri, lazımlığınızın sapında. 

Bach’ın eserlerinin füg ve kontrpuana özgü karakteri var ya, dedi Pooka, pek keyifli. Geleneksel fügde dört kısım vardır ve bu sayı başlı başına takdire şayandır. O lazımlığa dikkat edin. Ninemin hediyesi o bana.

Kontrpuan tek sayıdır bir kere, dedi İyi Peri, dört anlamsızlıktan beşinci Mükemmeliyeti çıkarabilen büyük bir sanattır.

Buna katılmıyorum, dedi Pooka nezaketle. Bir konuda beni bilgilendirmediniz- yani cinsiyetiniz konusunda. Erkek melek olup olmadığınız, sadece sizin bildiğiniz ve yabancılarla tartışılmaması gereken bir sır herhalde. 

Bana öyle geliyor ki Bayım, dedi İyi Peri, beni yine yan cümlesi bol bir konuşmaya çekmeye çalışıyorsunuz. Bundan vazgeçmezseniz şayet, kulağınızın içine gireceğim ve sizi temin ederim, bu hiç hoşunuza gitmeyecek. Cinsiyetim bir sır, kimseye söyleyemem.

Sormamın tek nedeni şu, dedi Pooka, kalkıp giyinmek niyetindeyim, çünkü yatakta geçirilecek uzun saatler insanın düşmanıdır ve yeni doğan günün tadını henüz körpeyken çıkarmak gerekir. Şimdi giyineceğim ve eğer kadın sınıfına mensupsanız, sizden arkanızı dönmenizi rica edeceğim. Sol kulağımdaki sinir bozucu kaşıntının sebebi orada bulunmanızsa şayet, gözünüzü seveyim oradan hemen çıkın ve içinde dört bakır para bulunan fincana geri dönün.

Dönebileceğim bir arkam yok ki, dedi İyi Peri.

Pekâlâ, yataktan kalkayım o halde, dedi Pooka, siz de bir işe yaramak istiyorsanız, şu köşedeki pabucumun içindeki ağaç parçasını çıkarmakla meşgul olabilirsiniz.

Ceviz aşkına, dedi İyi Peri ciddiyetle, güzel evinizi sabah sabah ziyaret etmemin maksadı ve sebebinden bahsetmemin tam zamanıdır. Size, Bayım, Shelia Lamont adında bir şahısla ilgili malumat vermeye geldim.

Pooka utangaç bir zarafetle yataktan çıktı; ipek geceliğini çıkardı ve denizci kaşmirinden, iyi dikimli takım elbisesine davrandı.

Nereden konuştunuz? diye sordu.

Anahtar deliğinde uzanıyorum, diye karşılık verdi İyi Peri.

Pooka siyah donunu ve gri pantolonunu giydi, modası geçmiş kravatını taktı ve elleri arkasında, tüylü kuyruğunu titizlikle düzeltmeye girişti.

Bayan Lamont’un cinsiyetine dair malumat vermediniz bana, dedi kibarca.

Aslına bakarsanız, dedi İyi Peri, kendisi bir kadın.

Âlâ, dedi Pooka. 

Kendisi şu anda, dedi İyi Peri üzerine hafiften çatılmış kaşların gölgesi düşmüş bir ses tonuyla, kadim bir dertten mustarip. Hamilelikten bahsediyorum.

Öyle mi? dedi Pooka, kibar bir merakla. Âlâ, âlâ.

Çocuğun yarın akşam dünyaya gelmesi bekleniyor, dedi İyi Peri. Ben de orada olacağım ve çocuğu bir ömür boyu korucu etkim almaya çalışacağım. Gelgelelim, oraya tek başıma, sizi bu mesut olaydan haberdar etmeden gitmek, adabımuaşeret kurallarının elim bir ihlali olacaktı. Dolayısıyla ikimiz birlikte gidelim ve iyi olan kazansın.

Ne güzel laf ettiniz, ne asil bir söz söylediniz, dedi Pooka, ama söyleyin Tanrı aşkına, nereden geldi sesiniz?

Karınızın saçından, diye yanıt verdi İyi Peri. Karanlıktayım burada, çetin ve sıkıcı bir mıntıka. 

Hiç şüphem yok, dedi Pooka. Şu Bayan Lamont erkek mi demiştiniz?

Demedim, dedi İyi Peri. Kendisi bir kadın, bedenleri olanların görünüşüne göre güzel bir kadın üstelik.
 

Âlâ, dedi Pooka.

Pürtüklü kapının arkasına çivilenmiş bir ayna parçasının önünde kravatını itinayla bağladı. Daha sonra, saçına hoş kokulu bir balsam serpti. 

Hakkında konuşup durduğunuz bu mahlûk nereden yaşar? diye sordu.

Şu yanda, dedi İyi Peri, başparmağını sallayarak, ötede.

Siz sallarken başparmağınızı görebilseydim şayet, neden bahsettiğinizi anlayabilirdim.

Acele edin, dedi İyi Peri.

Yolculuk için yanımıza ne alacağız, diye sordu Pooka. Alnımızdan ter damlatacak, uzun bir yolculuk olacağından eminim.

Ne isterseniz alın, dedi İyi Peri.

Sopa kılıklı karımı – yani şurada yatmakta olan şahsı da götürmeli miyim? 

Tavsiye etmem, dedi İyi Peri.

Yedek bir siyah don? diye sordu Pooka.

Bende bir tane bile yokken sizin birden fazla donunuzun olması doğru olmaz, dedi İyi Peri.

Pooka nezaketle başını salladı ve süssüz, kapüşonlu, astragan yakalı, gri kaşmirden bir yağmurluğu itinayla üzerine geçirdikten sonra, siyah kadifeden şapkasını ve bastonunu aldı. Daha sonra evdeki her şeyi hale yola koydu; tavalar kurum tutmasın diye baş aşağı asıldı, ocağın ateşi kara urbayla beslendi ve çanak çömlek, altları havaya bakacak şekilde yerleştirildi. Son meşe palamuduna kadar her şeyin icabına bakıldı, o da yerden alınıp pencereden dışarı atıldı. 

Şimdi neredesiniz diye sordu Pooka.

Buradayım, diye karşılık verdi İyi Peri, üzerinde eliptik bir yarık olan döşeme taşının üzerindeyim.

Bir saniyeliğine izninizi rica edeceğim, dedi Pooka çatlak söşeme taşına doğru reverans yaparak, ailemle vedalaşmak istiyorum.

Şefkatli bir ilgiyle yatağa yaklaştı, elini nevresimin altına soktu. Bastonunu karyolanın demirine asarak karısının pütürlü yanağını okşadı.

Hoşça kal, bir tanem, dedi şefkatle.

Hastir, Fergus, dedi karısı tuhaf, boğuk bir sesle.

Neredesiniz, diye sordu yine Pooka.

Paltonuzun cebindeyim, dedi İyi Peri. 

Cebimi de doldurdunuz, dedi Pooka, ama önemli değil. Önden gidip dalları çatırdatıp yaprakları hışırdatmazsanız, doğru yönden gidip gitmediğimizi nasıl bileceğim?

Buna hiç gerek yok, dedi İyi Peri. Cebinizde oturup kumaşın arkasından bakarak, yanlış yola saptığınızda sizi uyaracağım.

O kumaşın arkasından bakamazsınız, dedi Pooka, görüp göreceğiniz en iyi kalite kumaştır o. O paltonun kumaşının metresine beş şilin altı peni saydım vaktiyle. Harp öncesiydi.

Gözlerimi kapadığımda bile göz kapaklarımın arkasından görebilirim, dedi İyi Peri.

O paltonun kumaşı, dedi Pooka ciddi ama kibar bir tonda, herhangi bir meleğin göz kapağından daha kalındır.

Bilmiş bilmiş konuşmayı pek sevdiğinize şüphe yok, dedi İyi Peri. Yürümeye başlasak mı artık, Bayım, ne dersiniz?

Hemen başlıyorum, dedi Pooka.

Kapının kanatlarına asıldı, iki kanadı da ardına dek açarak sabahın ihtişamına adım attı. Kapının kanatlarını bir iple itinayla birbirine bağladı ve evin önündeki açıklığı aşıp etraftaki çalılıkların karanlığına daldı; karşısına çıkan bütün engelleri pabuçlarının korkunç darbeleriyle bir çırpıda ortadan kaldırıyor, asma filizlerini ve sarmaşıkları yıkıp geçerek, dişbudak ağacından bastonunun uğultulu vuruşlarıyla sarı, yeşil ve kankırmızısı yer elmalarının örümcek ağımsı sarkıtlarını yarıyor ve beşli vezin ölçüsüyle bir vurgulu, bir vurgusuz adım, yani bir baston adımı, bir ayak adımı atmak suretiyle yosunları ezip geçiyordu.

Gördüğünüz her dikenli çalılıktan geçmeniz gerekmiyor, dedi İyi Peri. Gideceğin yolu seçmek diye bir şey var.

Herkesin fikri kendine, dedi Pooka.

Bir tarafınızı fena halde kesebilirsiniz, dedi İyi Peri. Solda kalın, yanlış yolda gidiyorsunuz. 

Pooka hızını pek kesmeden çark etti ve iri dallardan oluşan sık çalılığın ortasına daldı, güçlü, kuvvetli bir avucun içinde bir ceviz nasıl kırılırsa öyle kırıp geçiyordu dalları. Peri, paramparça olmuş dallardan oluşan yıkıntıya baktı dönüp.

Bu dallardan bazıları sivri, dedi. Dikkat etmezseniz paltonuz lime lime olur.

O paltonun kumaşı, dedi Pooka dikenli dallardan oluşan bir duvara doğru bile isteye ilerleyerek, bugünlerde giysilerde kullanılan kumaşlardan çok daha iyidir. Eskiden diktikleri paltolar en haşin kışlara dayanır, ömürlük olurdu.

Solda kalın, dedi İyi Peri. Yürüyüşe çıktığınızda hep böyle mi gidersiniz?

Size söylemekte sakınca görmüyorum, dedi Pooka nezaketle, tasarruf yapmak için fabrika malı ucuz giysiler satın almaktan daha yanlış bir şey yoktur. Kendini tapon takım elbiseler giyme budalalığına adamış bir adam tanırdım bir zamanlar. Ne oldu dersiniz?

Soldan soldan gidin, dedi İyi Peri. Yol kenarındaki diken kümeleri o takımı yırtıp adamın sırtından alıp götürmüştür muhtemelen. 

Yanlış, dedi Pooka. Sağanak yağmurda köpürüverdi, garip ama gerçek. Bu düşük kalite giysilerin dikiş yerleri sabunla birbirine tutturuluyor. Adamın giysisi, kaynayıp taşan bir kazan taze süt gibi yolun ortasında köpürdü.

Şurası muhakkak ki, diye fikir beyan etti İyi Peri, yöneldiğiniz çalı kümesinin içinden geçip giderseniz, paltonuz paçavraya dönecek, deriniz de lime lime olacak, ikimizi de öldüreceksiniz. Aklıselimlik diye bir şey var. 

Öyle bir şey olmaz, merak etmeyin, dedi Pooka. Adamın bir berber dükkânına gidip takım elbisesini traş ettirmekten başka yapacak pek bir şeyi kalmamıştı tabii. Bu ona kaç gümüş akçeye mal oldu, biliyor musunuz?

Pooka dikenlerle dolu, dallarla kaplı sık çalılığı deli gibi çatur çutur yararak aşarken, İyi Peri karanlık cebin içinden bir çığlık koyuverdi.

Bilmiyorum, dedi.

On şilin yedi peni, dedi Pooka. Harp öncesinde bayağı iyi paraydı bu. Doğru yönde gidip gitmediğimi sorsam nezaketsizlik etmiş olur muyum acaba?

Çok iyi gidiyorsunuz, dedi İyi Peri.

Harika, dedi Pooka.

Bir kez daha, güneşi kesen orman alacakaranlığında dalları kırıp parçalayarak yol açmak için sabahın ılık ışıklarını arkasında bıraktı.

Dere kenarında kocaman şapkalarından buz gibi su yudumlayan iki adam gördüklerinde, üç kilometre bile yol kat etmemişlerdi;  adamlardan biri uzun boylu ve inceden, diğeri kısa boylu ve etine dolgundu. Bellerinde, pırıl pırıl parlayan kurşunlarla dolu ve her birinde bir çift altıpatlar asılı iki kemer vardı; Pooka adamlar dizlerinin üzerine çökmüş vaziyetteyken laf çakarak onları şaşırtmak için arkalarından yaklaşmadan önce, iki şapka dolusu billur gibi suyu mideye indirmişlerdi.

Kim olduklarını sor, dedi İyi Peri.

Selamlar, dedi Pooka nezaketle, ikinize de.

Aleykümselam dedi Slug Willard ıslak şapkasını kibarca selam vermek için kaldırırmış gibi yapıp ustalıkla kafasına geçirerek, bu benim dostum ve mesai arkadaşım Bay Shorty Andrews. Nasılsınız?

Gayet iyiyim, dedi Pooka. Siz nasılsınız, Bay Andrews?

Şahaneyim, dedi Shorty.

Harika bir hava, değil mi? dedi İyi Peri cebin içinden, böyle bir sabahın kuvvet şurubundan aşağı kalır yanı yok.

O da neydi? Ne dediniz, Bayım diye sordu Slug.

Ben bir şey söylemedim, dedi Pooka.

Ben yanıldım o halde, dedi Slug. Maalesef, Bayım, kafamın içindeki seslerden mustaribim, uykumda da sık sık sesler duyuyorum. Yolunuzun üzerinde bir öküze rastladınız mı acaba, Bayım?

Kayıp bir öküzü aramaktan bacaklarımız koptu, diye açıkladı Shorty.

Tanrı esirgesin, dedi İyi Peri, böyle bir yerde öküz aramak maharet ister doğrusu.

Doğru dediniz, dedi Slug. Alınmayın ama pek tuhaf konuşuyorsunuz.

Ben tek kelime etmedim, dedi Pooka gülümseyerek.

Belki de ettiniz, dedi Shorty.

Şerefim üzerine yemin ederim, dedi Pooka.

O ses var ya, giysilerinizden geliyordu sanki, Bayım, dedi Slug. Cebinizde küçük bir gramofon taşıma alışkanlığınız yok, değil mi, Bayım?

Yok, dedi Pooka.

Beni onlarla tanıştır, dedi İyi Peri ısrarlı bir fısıltıyla.

Yine yaptınız işte, dedi Shorty kabaca.

İzin verin açıklayayım, dedi Pooka, duyduğunuz ses paltomun cebinden geliyor. Cebimde bir ruh var, konuşan da kendisi. 

Amma attın, dedi Shorty.

Şerefim üzerine yemin ederim, dedi Pooka ciddiyetle. Bu sabah evime geldi, şimdi de birlikte özel bir yolculuk yapıyoruz. Çok efendidir kendisi, sohbeti de çok iyidir. Kızıl Kuğu Oteli’nde gerçekleşecek bir doğumda hazır bulunmak üzere düştük yollara.

Hadi canım, dedi Shorty.

İyiymiş, dedi Slug. Bir bakabilir miyiz?

Maalesef görecek bir şey yok.

Cebinizdekinin bir dağ gelinciği olmadığından emin misiniz diye sordu Shorty. Tavşan avına çıkmış bir adama benziyorsunuz.

Kimmiş bakayım dağ gelinciği? diye hiddetle sordu İyi Peri. 

Dinine yandığımın, bir ruh gerçekten de, dedi Slug. Sesinden tanırım ruh ben.

Hadi canım, dedi Shorty, cebin içindeki şahsiyet acaba bize arp ezgilerinden bir seçme sunma nezaketinde bulunur mu?

Bütün ruhların usta çalgıcılar olduğu düşüncesi popüler bir yanılgıdır, dedi İyi Peri soğuk bir ses tonuyla, iyi mizaçlı olduklarını farz etmek de öyle. Ağzını burnunu dağıtırsam kuşkuların da dağılır belki, ha, Bay Andrews?

Benden uzak dur, abicim, dedi Shorty hemen silahına davranarak, uzak dur yoksa pekmezini akıtırım.

Kaldır silahını be adam, dedi Slug, onun pekmezi filan yok. Ömrü hayatında duymadın mı hiç. Safi hava o.

Havasını alacağım onun, diye bağırdı Shorty, hiçbir kahrolası ruh benim hakkımdan gelemez.

Cık cık cık, dedi Pooka sakinleştirici bir edayla, olay çıkarmanın âlemi yok. 

Dağ gelinciği dedi bana, dedi İyi Peri.

Havuç lapası seni, dedi Shorty.

Gaganı beş dakika kapalı tut sen de, dedi Slug arkadaşının tepesine hiddetle eğilerek, lanet olası ağzını kapat artık, duydun mu? Bu beyefendi ve cebindeki ruh benim dostlarım, bunu böyle bilesin, onlara hakaret edersen bana hakaret etmiş olursun. Kahrolası canını seviyorsan, bu konuda bir hata yapayım deme. B.V,H.V. Birini vuran, hepsini vurur.

Hadi ama beyler, lütfen, dedi Pooka. 

Birini vuran, hepsini vurur diye tekrarladı Slug.

Kes sesini, dedi Shorty.

Tek kelime daha edersen, güzel kardeşim, ben senin sesini keserim, sonra da seni en yakın kanalizasyona atarım, diye bağırdı Slug, iflahını keserim, tek kelime daha edersen gebertirim seni. Özür dile!

Beyler! Dedi Pooka dertli bir edayla.

Çabuk özür dile, diyerek üsteledi Slug.

Tamam, tamam, dedi Shorty, cümle âlemden özür dilerim. Herkes mutlu oldu mu şimdi?

 Ben mutlu oldum şahsen, dedi İyi Peri.

Âlâ, dedi, Pooka, neşeli nezaketi yerine gelmişti. Şimdi, siz beyler mutluluk verici vazifemizi yerine getirirken belki bize katılmak istersiniz. Bayan Lamont’un minik bir oğlu olacak, konukların şahane içeceklerden yoksun bırakılacağından şüphe etmek için hiçbir neden yok.

Bizim için bir zevktir, dedi Slug, gidip bebeğe hoş geldin diyelim. William Tracy adında bir şahısla çalışmışlığınız var mı?

Adını duymuştum, dedi Pooka. Şurada soldaki koruluktan geçip kestirme yoldan gidelim. 

Görüp görebileceğiniz en usturuplu insandır, dedi Slug içtenlikle, bira konusunda hiç cimrilik etmemiştir. Bay Tracy ile çalışmak bir zevkti. Kızıl Kuğu Oteli Bay Trellis’in yaşadığı yer değil mi?

Tam üstüne bastınız, dedi Pooka.

(…)





Bu uzun alıntıyı spoiler olsun diye yazmadım, anlattıklarım da, alıntı da daha çok trailer nevinden ele alınabilir. Yazarların, kahramanların birbirine karıştığı, aynı anda birden fazla romanın karşınıza çıktığı, bunun yanı sıra anlatılan tüm hikâye ve hikâyeciklerin akıl hastanesi penceresinden dışarı atılmış kâğıtlarda yazılı zırdeli karalamalardan ilham alınmış hissi yaratan timsallerle dolu bu çılgın kitabı okumuş olmayı, gâvurların ifadesiyle “made my day” diye ifade edebilirim, öylesine zevk aldım, keyiflendim. Manyakları seviyorum ya.  Sağolasın Terry Eagleton, ne güzel bir kapı açtın bana, zamanında kitabına yaptığın Üçüncü Polis alıntısıyla. Yolculuğum, Ağaca Tüneyen Sweeney’e uzandı sayende.




*** Okunan bir eserde karşımıza çıkan iktibasların yahut sayfa sonlarında gördüğümüz dipnotların bana yeni yazarları, kitapları işaret etmesi ilk değil. Neredeyse yirmi sene evvel elime geçen ve pek çok klişeleşmiş tarih kalıbını sarsan içeriğiyle bana çok şey katan Şahin Uçar’ın ‘Tarih Felsefesi Açısından Mülk Ve Hilafet: Medine’yi Yeniden Kurmak’ kitabında Arnold Toynbee’nin ‘Medeniyet Yargılanıyor’ isimli eserinden çeşitli pasajlar yer almaktaydı, o yaşın merakı ve bilgiye açlığı ile kitabı almış, hatmetmiştim. Bunca sene geçti aradan, hala başucu kitaplarımdan biridir o. Kitaptan o kadar tatmin olmuştum ki son yaprağında kitabı basan Ağaç Yayıncılık’ın diğer eserlerini de edinmek istedim; düşünce serisiymiş, Rene Guenon’un ‘Maddi İktidar- Ruhani Otorite’ ve Martin Lings’in ‘Antik İnançlar- Modern Hurafeler’ isimli kitapları hep o düşünce serisi başlıklı son yaprakta gördüğüm, sonra da okuduğum kitaplardı. Ardından bu paragrafta geçen yazarların tüm kitaplarını yiyip yuttum. (Rabbim Guenon’a ve Lings’e rahmet eylesin, bana [ve size] onların yanında haşrolmayı nasip etsin inşallah.)




Bazen düşünüyorum, kitaplar ve internet olmasaydı acaba bu yaşıma dek evlenir miydim ki diye? Bilmem, internet bana üvey sevgilimmiş, kitaplarım da arada kaçamak yapmaktan kendimi alıkoyamadığım çıtır kaçamaklarımmış gibi geldi her zaman. Bu da böyle bir hayat işte.

17 Mart 2015 Salı

Çeşitli Onedio.com Testleri Üzerine...



Pornodan ve nutelladan sıkıldığım bu akşam kendimi onedio.com’un testlerine adadım. Gerçeği ya da var olanı ne kadar yansıtıyor bilmiyorum, ama komik, eğlenceli oldukları kesin. Öte yandan bu kadar çok ve değişik kişilik/psikolojik testin ardından çıkan sonuçlar arasındaki çelişki elbette güvenilirliğe gölge düşürüyor. Hepsi bir yana, azıcık dikkat edildiğinde görülecek ki testlerdeki soru-cevapların genel şekli, tarzı, 20’li yaşlardaki genç kızlar için hazırlanıldığı intibaını yaratmakta. O yaşlardaki kızlar benim kadar sıkılıp saatlerce testten teste atlıyor mudur acep? Hiç bilemeyeceğim bu sorunun cevabını.

Psikopatlık Testinden Geçebilecek Misin?
Sen tam bir psikopatsın. Yaa senden biraz çekiniyoruz ama yine de söyleyelim: Sen bu psikopatlık testinden geçemedin ne yazık ki! Sosyal bir insan değilsin; kapalısın, yalnızsın; çünkü insan denilen şeye katlanamıyorsun. Empati denilen şey sende yok; ancak bundan şikâyetçi de değilsin; üstüne bunu bir üstünlük olarak görüyorsun. Sana naçizane tavsiyemiz, daha çok sosyal olup, yeni insanlarla tanışman. Tabii bu yeni tanıştığın insanları öldürmezsen daha iyi olur :) [Psikopat mıyım bilmiyorum ama genel olarak doğru yazılanlar.]

Davranışlarına Göre, Sen Aslında Hangi Millettensin?
İngiliz!
Davranışlarına göre, sen tam bir İngilizsin. Her şeyden önce asilsin sen asil. Öyle bomboş sebeplerle seviyeni düşürmezsin, hatta suratın düşse yere almazsın; öyle bir seviye, öyle bir kibirden bahsediyoruz burada. Kibirli olmanda ise çok geçerli sebeplerin var; bir kere insanlara şöyle uzaktan bakınca ne kadar aptal olduklarını görebiliyorsun. Zekân zehir gibi, tilki gibi de kurnazsın. İşte tam da bu yüzden insanlara istediğini yaptırabilirsin, hem de o işi kendi iradeleriyle yaptığını düşünürler, öyle bir manipülasyon. Son olarak, şunu bilir şunu söyleriz: Senin güneşin asla batmaz! Have a good day my friend... [Kibir kötü bir şey, kendimden biliyorum.]



Hangi Nickname Sana Mükemmel Bir Biçimde Uyuyor?
Aylak Adam!
Seni bu dünyada "bağlayan" hiçbir şey yok; hep kafana göresin, özgürsün, zincirsizsin, tam bağımsızsın. Darlanmaya gelemiyor, darlamayı da sevmiyorsun. Gamsızsın, rahatsın ve tam bir keyif adamısın. Az biraz tembel olduğunu da eklemek gerek; ancak bu tembelliğinde kendine göre çok geçerli sebeplerin var. Uğruna kendini feda edebileceğin, çalışıp didineceğin bir amaç yoktur belki de! Öyle bir şey bulana kadar aylaklığa devam, bay aylak! [Böyle bir nick mi varmış?]


Önceki Hayatında Nasıl Öldün?
Patrona Halil İsyanı'nda öldün!
Sen Lale Devri zamanında yaşayan rahatına düşkün, zevk-i sefa içinde yaşayan mutlu bir insandın. Fakat Lale Devri senin gibi insanlara refah, mutluluk getirirken başkalarına ise mutsuzluk ve yokluk getirdi. Bu yüzden artık dayanamayıp isyan çıkardılar ve sen de bu isyana kurban giden insanlardan oldun. [Bu ne anlamadım valla.]


Ne Kadar Triplisin?
Tripli değilsin ama trip attığında çok sağlam atıyorsun!
Genelde trip atmıyorsun ama trip attın mı tam trip atıyorsun, pişman ediyorsun karşındakini. Çevrendeki diğer insanların trip attığı şeylere bakarsak seninkiler tabii ki daha önemli konular ama rica ediyoruz çabuk bağışla karşındakileri. Bazen dağları delseler, gökyüzünü yere indirseler tripli hallerin geçmeyecek gibi oluyor, sen böyle biri değilsin. [Buna katılıyorum bak.]


Davranışlarına Göre Sen Kaç Yaşındasın?
Sen 13 yaşındasın!
Her Allah'ın gün kazanılması gereken yeni bir savaş senin için. Ne olduğu önemli değil, istediğin şey uğruna bıkmadan yorulmadan sonuna kadar savaşırsın sen. Böyle bir hırs ve enerji var sende. Yeni şeyler ve değişiklikler de müthiş bir heyecan ve merak uyandırıyor sende. Her şeyi denemek, yaşamak istiyorsun. Hayata karşı müthiş bir merakla dolusun. Her yeni güne yeni bir macera gibi başlıyorsun. Kısaca kaç yaşında olursan ol, içindeki çocuk hep Benjamin Button kalacak :) [Burada onedio sıçtı işte. Benim içim  pörsümüş, herifler her güne yeni bir macera diyor. Salaklar.]


Nasıl Bir Tatile İhtiyacın Var?
Senin herkesten uzakta, tek başına bir tatile ihtiyacın var!
Sen yorulmuşsun. Günlük hayatın stresi yetmezmiş gibi insanların tripleri, halden anlayan insanların sayısının azalması hatta bu insanların soylarının tükenmesi seni üzmüş. Az insanlı bol huzurlu, ruhunu yenileyebileceğin mümkünse doğayla bütünleşmiş bir tatile çıksan süper olur. [Benim hayatım tasvir edilen bu tatili yaşamakla geçiyor zaten.]


Sadece Yalnızlar Çözsün: Daha Ne Kadar Yalnız Kalacaksın?
Sen aslında ilişki karşıtı bir insan değilsin; ama şu anda kendini gerçekten bir ilişkiye hazır hissetmiyorsun. Belki hazır değilsin; belki de doğru kişiyi bulamadın. Yine de hiçbir şekilde umrunda değil; çok fazla da kafana takmıyorsun bu meseleyi. Hayatın tadını çıkarmaya bakıyor, kafana göre yaşıyorsun. Kendinden ve bu yalnızlık durumundan hiç sıkıntı yok; kendini seviyor ve omuzlarından öpüyorsun kısaca! [Bazen kafama taktığımı inkar edecek değilim.]


Öfke Kontrolü Testinden Geçebilecek misin?
Geçtin! Senin öfke problemin yok.
Geçmişte öfkeyle ilgili sorunlar yaşadın ya da yaşamadın bilmiyoruz ama şu an tam anlamıyla öfkeni daima kontrol altında tuttuğuna ve kontrolünü asla kaybetmediğine eminiz. Öfkenin sınırlarını çok iyi biliyorsun, nerede durman gerektiğinin farkındasın. Yeri geldiğinde elbette sinirleniyorsun, bağırıyorsun ama bunu asla abartmıyorsun. Kontrol her zaman senin elinde. Tebrik ederiz seni! Bazılarımız seni örnek alsa iyi olur... [Polente, bak ne kadar cool bir adamım, test sonucu ile onaylandı bir kez daha.]


Beynin Daha Çok Dişi mi, Erkek mi?
%25 Dişi, %75 Erkek!
Senin beyninde erkek tarafı daha baskın. Ancak yine de bir kısmı dişi olarak kendini muhafaza etmiş. Öncelikle şunu demek gerekir ki, hayat senin için hiçbir zaman kolay olmadı (şarkıda dediği gibi "Hayat sana oyun oynuyor olabilir). Yani hayal kırıklıkları, yenilgiler, mücadeleler sana uzak kavramlar değil; fakat tüm bu kalp kırıklıklarına rağmen, içinde hep bir umut oldu. Bu yüzden sana bir nevi başlangıçların insanı demek yerinde olur. Son olarak, beyninin bilime karşı bariz bir yeteneğinin olduğunu da söylemek gerek; analitik ve çözümlemeci birisin çünkü: Tam bir bilim insanı mayası yani! [Başlangıçlar insanı, ben? Hahahahah]


Hangi Mısra Senin İçin Yazılmış Olmalı?
Senin mısran Nazım Hikmet'ten:
"Bütün yitireceklerimi yitirdim."

Senin bu hayatta yitireceğin hiçbir şeyin yok. Bu dünyaya çırılçıplak geldiğinin ve çırılçıplak ölceceğinin de farkındasın. Şimdi de çırılçıplaksın işte, ne çıkar var, ne korku, ne endişe: Bembeyaz bu boşluk sendeki. Zaten oldum olası hep uçurumun kenarında yaşadın; ancak bu sefer farklı! [Bir üstteki test sonucu ile bunu karşılaştırınca, onedio’nun kafasına göre nasıl uydurduğu belirginleşiyor. Mısraa gelince, evet, cuk oturmuş kanımca.]


Ne Kadar Kıskançsın?
"Rahat" çıktı!
Sen rahat bir insansın, takılmazsın öyle inciğe boncuğa. Tam bir gevşeksin yani :). Ne gerek var değil mi böyle şeylere, saçma salak sebeplerden ötürü hem kendini hem karşındakini germeye. Sen pamuk gibisin adeta. Sakin bir insansın yani, kolay kolay sinirlenmezsin hiç bir şeye. Ama böyle olman sevmediğin anlamına gelmiyor kesinlikle. Seviyorsun, göstermesen de çok derinden seviyorsun. Hem karşındaki sana bir yanlış yapıyorsa bu onun bileceği iştir, hiç kendini yormadan direk yol verir kendi hayatına bakarsın. Senin kafandan istiyoruz valla. [Böyle bir şey var cidden. Kıskanmayı beceremediğimden olabilir.]



Sevgilin Hangi Bölümden Olmalı?
"İngiliz Dili ve Edebiyatı" çıktı!
Sende bir asillik var, bunu hissedebiliyoruz. Havalısın da, değişik bir enerjin var insanlara aktardığın ve onların sana hayran kalmasını sağlayan. Bu yüzden senin sevgilin kesinlikle İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyor olmalı. Asilliğin kitabını yazarsınız birlikte. Shakespeare'den mısralar okursunuz birbirinize, romantizmin dorukları yani ;) Dünya vatandaşısınız siz ayrıca. Türkiye'yle sınırlı kalmayıp tüm dünyayı kapsayan bir hayal gücünüz bir düşünce yapınız var. Çok kıskandık sizi :) [Şayet Ex söz konusu ise, test sonucu epeyce yakın. Yalnız nedense çok kıskanmışlar, yeryüzünde kıskanılacak son çift biziz sanırım.]


Senin Baskın Karakter Özelliğin Ne?
"İncelikli - Hassas" çıktı!
Senin en baskın karakter özelliğin, incelikli ve hassas biri olman. Sen bu dünyanın küçük sevgi prensi/prensesisin! Senin kocaman bir kalbin vardır ve bu kalbe hemen hemen herkes sığabilir. Dünyanın en hassas, en ince insanı olman kuvvetle muhtemel, öyle ki dünyanın en ücra köşesinde yaşanan acı bir olayı ta en derinlerinde hissetmen mümkün. Bu yüzden "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın"cı asla değilsin. Son olarak dikkatli, kibar ve nazik olduğunu da eklemek gerek, bay/bayan büyük kalp! [İncelikli? Hassas? Kocaman kalp? Kıçımla bile gülmem buna.]


Hangi Enstrüman Senin Ruhunla Eşleşiyor?
"Elektro Gitar" çıktı!
Senin kurallarla ilgili çok ciddi problemlerin var; kendini önüne konulan her şeyi yemek zorunda hissetmiyorsun: Asisin, kural tanımazsın, bir nevi zurnanın zırt dediği delik, sürüden ayrı uçan martısın. Ara sıra içe kapandığın olsa da, çekingen asla değilsin, gerektiği yerde sesin öyle bir çıkar ki... İdealistsin bir yandan da; ama bu ideallerini insanların gözüne sokmuyor, içinde yaşıyor, sadece yürürlüğe koyulacağı zaman gün yüzüne çıkarıyorsun. Fikir insanından çok, aksiyon adamısın yani. Karizmatik ve lokomotif bir kişiliğini söylememize gerek yok sanırım. Tüm bu sebeplerle senin enstrümanın: Elektro Gitar! [Aksiyon adamıymışım! Hadi len!]


Senin Gizli Ruhsal Gücün Ne?
"İnanç" çıktı!
Sende sonsuz bir inanç var. Bu inancın neye olduğu önemli değil; ister mutlak bir güce olsun, ister insanlığa, ister karmaya, astrolojiye ya da doğaya. Sen inandığın şeye sonuna kadar bağlısın, uğrunda her şeyi yapmaya hazırsın. Ve inandığın şey sana her zaman doğru yolu gösteriyor. Gerçek bir idealistsin ayrıca. Yaşadığın her şeyin de bir nedeni olduğunu biliyorsun, bunları yaşaman bir amaca ulaşman için sadece küçük bir araç. Hayatın kolay olmadığını ve inancını yitirmediğin sürece her şeyin üstesinden geleceğini biliyorsun. Senin adımlarını izliyoruz! [Dogmatik bir yanım olduğu doğru.]


Sevgilin Olsaydı Nasıl Biri Olurdu?
"Zeki Birisi" olurdu!
Senin alerjinin olduğu yegane şey, aptallık. Ot gelip saman giden insanlara katlanamıyorsun; bomboş, derinliksiz, kafasız kişileri görünce miden bulanıyor. Bu yüzden şu anda bir sevgilin olsaydı kesinlikle zeki biri olurdu. Zeka sana oldum olası çok seksi gelmiştir, zeka parıltısı görünce aklın gidiyor. Bu durumda senin için güzellik/yakışıklılıksa ikinci plandadır. Zaten zeki insanın beynine bakmaktan, suratına bakmaya vakit mi kalır allasen :) [Sonuç yaklaşık olarak doğru çıkmış. Alerjimin olduğu ilk şey küçük göğüsler. Sonra aptallık geliyor. Yani sevgilimin iri göğüslü ve zeki olması elzem.]



İnsanlardan Ne Kadar Nefret Ediyorsun?
İnsanlardan gerçekten nefret ediyorsun!
Sen insanlardan nefret ediyorsun. Burası tartışmasız. Ancak yine de içinde insanlık adına küçük bir umut ışığı var. Her ne kadar tünelin ucundaki ışık görünmese de, bir tünel varsa sonunda da mutlaka ışık vardır fikriyle, insanlara karşı güvenini ısrarla sürdürüyorsun. Ancak bu umudun, o pis, saygısız, hain insanlarla alakası yok. Senin büyüklüğünle alakalı bu umut! [Yukarılarda beni kocaman kalpli, incelikli biri gibi lanse eden test ile yan yana getirildiğinde çok komik duruyor valla. Ne var ki doğruya yakın olan test sonucu bu.]


Hangi Tür Enerjiye Sahipsin?
Metafizik Enerji'ye sahipsin!
Sen metafizik enerjiye sahipsin. Sen inancın insanısın. Bu yüzden gözünün önünde perde yoktur, evrenin özünü rahatlıkla algılabiliyorsun. Melamet hırkasını giymiş gibisin. Kah çıkarsın gökyüzüne seyredersin alemi, kah inersin yeryüzüne seyreder alem seni. Bu kainat algılayabildiğimiz kadar vardır sözünden hareketle, senin algın çok açık, çok büyük olduğu için kainat sensin diyebiliriz. Ene'l-Hakk kısacası!.. [Evet, idealist bir dogmatik olduğum neticesine varılan teste paralel bir sonuç.]



Yaşlandığında Nasıl Biri Olacaksın?
"Azgın Teke" olacaksın!
0_o galiba bir üstatla karşı karşıyayız. Üstadım senin güzel şeylere karşı net bir zaafın var. Açık açık konuşalım şimdi, sen gayet çapkın birisin ve biliyor musun can çıkıyor huy çıkmıyor; işte tam da bu yüzden yaşlandığında, pek tabii ki bu çapkınlığına devam edeceksin. Hatta daha da tecrübe kazandığın için, çapkınlığının derecesi artacak. Saygıyla eğiliyoruz önünde üstad! Bir kitap yaz da, aydınlat biz gençleri :) [Rahmetsiz dedem gibi mi olacağım, yoksa rahmetli dayım gibi mi, bu benim de en büyük endişelerimden biri.]


Sen Aslında Ne Kadar Yalnızsın?
Yalnızlığını seviyorsun!
Sen yalnızsın, o ne şüphe? Fakat kim takar, çok seviyorsun yalnızlığını. Yalnızlık ülkenin kralı da sensin, kraliçesi de, belediye başkanı da. Kendi kendine eğlenmeyi çok iyi biliyorsun bir kere. Hem zaten değişik bir insansın vesselam, senin çileni çekecek vatandaş zor bulunur. Arayan kim zaten? Bir de, ciddi bir ilişkiye başlamak için çok üşengeç olduğunu söylemek gerek. Kaprisler, sorumluluklar, bitmeyen kavgalar... Anası-danasıyla tanışacaksın falan bir de, of ki ne of!.. Böyle iyisin bizce… [Yalnızlığımı kendimden bile çok sevdiğim için burnum boktan kurtulmuyor zaten.]



Mürekkep Testine Göre, Sen Hangi Rahatsızlığa Sahipsin?
Sen Tamamen Normalsin!
Sen tamamıyla normalsin. Çok sağlam bir ruhsal yapın var. Kendini çok iyi tanıyorsun; sınırlarını ve potansiyelini de çok iyi biliyorsun. Sağlam bir karakterin var. Hayatın tam bir denge halinde ve dengeni bozan şeylerden alabildiğine uzak duruyorsun. Kısaca zihninde hiçbir sorun yok ve her şeyden önemlisi kendin olabiliyorsun! [Belki de öyleyimdir ya? Çok normalim ben. Benim dışımdaki 7 milyar insanda sorun var evet, kesinlikle.]


IQ'unuzun Kaç Olduğunu Merak Ettiniz mi?
Ortalamanın Üstü: 115 - 129!
Zekanız gayet yerinde ve ortalamanın da bir hayli üstünde olduğunuzu söylemek gerek. Analitik bir zekaya sahipsiniz bir kere. Bilimin her alanında başarılı olabilirsiniz bu yüzden. Hatta yeterli gayret ve planlı çalışmayla dünyayı değiştiren insanlardan da olabilirsiniz! Bravo! [20’li yaşlarımda 135 çıkmıştı… Üstelik daha zordu o test. Yaşlandıkça salaklaştığımı biliyordum, teyit ettik…]


Sen Lisede Hangi Tiptin?
"Sınıf Başkanı" çıktı!
Ooo başganım! Sende kesinlikle şeytan tüyü var. Bazıları farklı bir yaratılışa sahiptir; senin de hamurun öyle yoğrulmuş, yapacak bir şey yok. Herkes tarafından sevilir misin bilmiyoruz ama istisnasız herkes tarafından saygı gördüğün bir gerçek. Sen lisenin en çok sözü dinlenilen kişisiydin; okulun Obaması'ydın yani. Şimdiki durumunun da bundan bir farkı yok aslında. Yıllar senden lider ruhunu alamamış yani, sayın başganım :) [İtiraf edeyim ki hiç lider olmadım, ama hep lidere akıl veren kişiydim ben. Salak mıyım ortaya çıkayım?]


Senin Seksiliğinin Türü Ne?
"Gizemli Seksi" çıktı!
Senin seksiliğin gizeminden ileri geliyor. Bulmaca gibi bir şeysin sen, fazla konuşmazsın ve öyle bir tavrın var ki, sanki dünyanın en önemli sırrını biliyormuş da, söylemiyormuş gibi. Kafan okyanusun en derin yeri gibidir: Dehlizler vardır, anaforlar, kayıp kıtalar falan vardır orada. Orayı keşfetmeyi çalışan çok oldu, ama çoğu vurgun yedi, boğuldu falan: Başarabilen daha çıkmadı. Galiba senin olayın bu ulaşılmazlığın, yoksa değil mi? Neyse beynimiz yanmadan biz kaçalım :) [Gizem dediği mesele aslında güvensizlikten başka bir şey değil. Ulaşılmaz mıyım bilmiyorum ama oraya ulaşsalar ne olacak, ulaşmasalar ne olacak? Birine açıldım, şimdi de başkasıyla yapamıyorum zaten. ]


Kaç Yaşında Evleneceksin?
48 Yaşında!
Senin evleneceğin yaş: 48! Armudun sapı, üzümün çöpü diye diye bu yaşlara kadar geleceksin. Çünkü sen mükemmeliyetçi birisin ve mükemmel insan daha karşına çıkmadı. İşte o mükemmel insanı bulacağın yaştır 48! [Bu testte şu andaki yaşıma dair bir soru yoktu, yani ilginç bir sonuç benim için. Ha, 48 yaşımda da evlenmeyeceğim, Tanrı ve sizler şahit olun bu sözüme.]

Hangi Mitolojik Karaktersin?
"Ejderha" çıktı!

Sen agresiflikte bir "efsane"sin. Gözün döndü mü, hiçbir şeyi umursamaz, ortalığı yakıp yıkarsın. Ancak bu sinirin durduk yere değildir. Aslında sakin yaratılışlısın ve sana dokunmasalar bin yıl uyursun, ama seni tam olarak "açtırma kutuyu, söyletme kötüyü" sözü anlatır. Rahatına düşkünsün ayrıca, fakat bu demek değil ki, sen tembelin tekisin. Yaratıcı ve entelektüelsin de. Zaten yaratıcı insanlar az biraz gergin olurlar, değil mi ey püfürgeçli yıkıpgeç :) [Bir tembel diyorlar, bir tembel değilsin diyorlar, bir sakin, bir agresif. Her telden, her kâseden bir parmak.]



Dünya Edebiyatından Hangi Yazar Senin Ruh İkizin?
"Albert Camus" çıktı!
Bu dünyada anlamlı hiçbir şey yok sana göre. Her şey saçma, her şey alakasız. İnsanların isteklerini ölümüne gizlemesi ve arzularını bastırması ise ikiyüzlü bir tutum ve komik. Sen bunların farkında olduğun için yalın ve yalansız yaşıyorsun. İnsanlarsa sana bu yüzden adeta bir "yabancı" gibi davranıyor, ki olması gereken sensin; yani sen bir antitez değil, tezin bizzatihi kendisisin. Ama yine de fark etmez, sen bunları da takmıyorsun! [Yukarıdaki idealist, melamet hırkası giymiş tiple, Albert Camus’yu yan yana getirin. Onedio’ya başka bir şey demiyorum.]



Testi Yapın, İçinizde Yaşayan Kötü Karakteri Öğrenin!
İçinizde "TONY MONTANA" tarzı bir kötü var.
Siz çok sağlam bir kötüsünüz. Aslında kötü değil de biraz gaddarsınız denebilir. Sertlikten, zarar vermekten kaçınmayan bir yapınız var. Kötü olunacaksa olunur, bundan sakınacak değilsiniz. Eğer siz kötülük yapıyorsanız mutlaka birileri bunu hak ettiği içindir. Yani denebilir ki şartlar sizi kötü gösteriyor, yoksa durduk yere siz neden kötü olasınız ki? [Melek gibi adamım lan ben!]



Bir Korku Filminde Oynasan Senin Rolün Ne Olurdu?
Suçlu zannedilen masum'
Şimdi herkes kendine göre haklı. Kafan zehir gibi çalışıyor, bilgilisin, teknolojiyle aran iyi. Tüm tezgahı senin kurup herkesi oyuna getirmeye çalıştığını düşünmeyelim de ne yapalım? İşin zor. Önce herkesin güvenini kazanacaksın sonra da tüm becerilerini onları kurtarmak için kullanacaksın. [Korku filmi değil, psikolojik gerilim filmi yaşıyorum zaten.]


Hangi Star Wars Karakterisin?
"Dart Vader" çıktı o_0!
Sen tek cümleyle tam bir "neydik, ne olduk" insanısın! Şu galaksinin tek umudu, tek çıkış yolu sendin. Fakat karanlığa öylesine geçtin ki, "dönülmez akşamın ufkundasın" şimdi. Dönsen dönemezsin, faydalar faydasız, imkanlar imkansız. Gerisi ise yokuş aşağı. Yine de "dam üstünde Darth Vader, vur beline Lightsaber" diyebiliyorsun umarsızca. Bravo! [Darth Vader? Onedio şimdi de şerefsiz olduğumu söylüyor bana.]


Hangi Game Of Thrones Karakterisin?
Adam Gibi Adam: Tyrion Lannister
Yeryüzüne gelmiş en özel kişi olabilirsiniz. Buna rağmen çevrenizde sizi seven kimse yok, zekanızı kıskandıklarından herhalde. Ama bu bile sizin için önemli değil; çünkü çok gerçekçisiniz. Zaten sizin için cevaplar insanlarda değil kitaplarda; varoluşu orada buluyorsunuz ancak. Çok esprilisiniz ancak bu esprileri kimse anlamıyor. Zarar yok siz içten içe alay etmek için yapıyorsunuz espriyi zaten. Ayrıca adalet timsalisiniz. En kötü özelliğinizse kimsenin anlamadığı kelimeleri cümle içinde kullanmak. Ziyan yok anlayan anladı!.. [Test altındaki yorumlara baktım, biri kendisine Hodor çıktığı için isyanlardaydı. Ne yalan söyleyeyim, ben biliyorum bu sefil cücenin bana karşılık geleceğini. Ne yapayım, kaderim böyle.]

14 Mart 2015 Cumartesi

"Ne Olacaksa Olsun" Üzerine...

Blog sayfasını açıp Black Sabbath'ın Changes isimli şarkısını koyacaktım güya, ama birden parmaklarım isyan etti sanki.




Hükümet zekice bir adım attı ve iç güvenlik paketinin kendisi için acil/elzem olmayan görüşülmemiş maddelerini komisyona geri çekmek bahanesiyle elini rahatlattı, kabul edilen 60 küsur madde derhal yasalaşacak, cumhurbaşkanının onayı ve resmi gazetede yayınlanmasının ardından yürürlüğe girecek. Emekli  edecekler mi, süründürülecek miyim, yoksa önüm açılacak mı, teşkilat mensubu herkes gibi ben de merak ediyorum ne olacağını. Aldığım bir takım sağlam duyumlar ve kimi gözlemlerimden çıkardığım sonuçlar  (daha önce sandığımın aksine) benim için iyi şeyler düşünülmediği yönünde. 2014 yılı sonunda benim için verilen (sicil notunun yeni ismi) performans değerlendirme puanım memuriyet hayatımda ilk kez düşük geldi. Kasım ayıydı sanırım, Ankara'da kurumun en üst yetkisi büyük amca biraz üzerine gitmem ve nazikçe sıkıştırmam sonrası bana listelerde -aslında fişleme demek lazım- benim için %50 paralel kaydının yer aldığını söylemişti. %50 nasıl bir şey bilmiyorum, "ağzıma alırım ama götten vermem" diyen orospu misali ya da "balık ve kırmızı et yerim ama tavuk prensiplerime aykırı" deyip kendini vegan olarak lanse eden biri gibi absürd, saçmasapan bir durum. Daha sonra da başka bir yerden "Gezici" olduğumu ve bu nedenle yıldızımın söndüğünü işittim; ulan ben Gezi Olayları sırasında annemden "CHP'liler gibi konuşuyorsun" azarını yemiş, aynı düşüncelerimi Ex ile paylaştığımda da "AKP'lilerden farkın yok" tepkisini görmüş adamım. Kimseye yaranamıyorum a.q.


Kendime de yaranamıyorum. '97 senesinde okul yıllığı sayfasına şöyle yazmıştım:

Dost bîvefâ, felek bîrahm, devran bîsükûn,
Dert çok, hemdert yok, düşman kâvî, tali'zebûn..


son sözüm: Life is for my own to live my own way.


16.yy'da sakin bir balıkçı kasabasında yaşamam lazımdı benim, deniz, derya, sahilde bir kulübe. 2014 Türkiyesinde ne işim var a.q.! Kalu bela'da Allah'a yan gözle pis pis filan mı baktım da bana gıcık oldu, bu zamanda gönderdi acaba? Yapmam ya öyle şey, yapmamışımdır.


Hepsi bir yana, ruhsal opriçnina'm, zemşçina'mı ele geçirmek üzere sanki. Erzurum'da mahpus kalmamın, yalnız olmamın, Ex'ten kopmuş olmamın etkisi elbette bu durumumda inkar edilemez. Ama bunlar birer etken sadece. Çürüyorum aslında. Artan bir ivme ile. 

Şarkı bu yüzden değişti zaten.