Vakti
zamanında annem, gençliğinden ve rahmetsiz dedemden bahsederken
anlatmıştı: Fakirlik içinde yaşarlarken evin geçimini sağlamak için rahmetli anneannem
ve annemle beraber üç kızkardeş dikiş dikerek para kazanır, iki yakalarını kıt
kanaat bir araya getirmeye çalışırken ellerine geçen üç kuruş parayı da evin
bir köşesine saklarlarmış, dedem bulmasın diye. Dedem (R) bulursa parayı
hemen cebe indirir, ilk fırsatta o parayla mahallenin çocuklarına şeker,
çikolata vs. alıp dağıtırmış çünkü. Kulağa ne kadar inanılmaz geliyor değil mi?
Hane halkı fukaralıktan kırılırken başkalarını mutlu etmek, çocukları ekmek
bulamazken evin nafakasını yabancılara pasta vermeye harcamak… Kendi sorumluluklarıyla,
derdiyle dertlenmeyip, yedi yabancıyı düşünmek…
Gazze’de
bir süredir insanlık dramı yaşanıyor. Sivil halk acımasızca katlediliyor, (sivil diyoruz ama biraz düşünürsek hayatını
kaybedenlerin şimdi ya da gelecekte militarize olma potansiyelinin ne kadar
yüksek bir olasılık olduğunun da farkındayız, çünkü o topraklarla katil ve
maktul asla lanetlenmiyor, her iki tarafta da katiller kahraman,
maktuller şehit olarak anılmakta) insanlığın yüce değerleri palavrası
acımasızca ayaklar altına alınmış halde ve zulüm kol geziyor. Çocuklar militan
olmasın diye, anneler militan doğurmasın diye öldürülüyor; çünkü bugünün
militanları ile anneleri gurur duyuyor. Öldürenler tescilli bir terör
devletinin askerleri, ölenler ise yaşamalarına fırsat verilmesi halinde
düşmanlarına dünyayı zehir etmeye yeminli bir halkın evlatları. Tarafların
güçleri denk olmadığı için, karşılıklı nefret yeminlerini hayata geçirmeye
niyetlendiklerinde yaratılan acı ve dehşet de orantısız oluyor diyebiliriz. Fakat
şurası muhakkak ki güç dengesi değişse, aynı gaddarlık gene yaşanacaktı, güç
dengesi ile birlikte sadece roller değişecekti, o kadar. Çocuklar hariç hiç
kimsenin masum olmadığı bir savaşta yalnız meleklerin gözyaşları içten ve samimidir
bana sorarsanız. Geçen güç şu haberi okudum: CNN
muhabiri Sderot kentinde Gazze topraklarına atılan her bombadan sonra sevinç
çığlıkları atan İsrailliler’i eleştiriyordu, sonra da aşağıdaki tweet’i atarak
tepkisini göstermişti.

Tabii
Yahudi sermayesi bunu adama yedirmez, CNN muhabirin görev yerini değiştirip
Moskova’ya göndermiş kadını. (Erzurum kadar soğuk değildir orası ama sürgün
neticede.)
Merak
ettim Sderot kenti nasıl bir yer diye. Gazze
sınırına sadece bir kilometre mesafede olduğunu, bundan ötürü Gazze’den İsrail’e
atılan roketlerin birinci derecede hedefi olduğunu öğrendim; öyle ki 2008
senesinde New York’taki Birleşmiş Milletler Binası önünde 4,200 kırmızı balonun havaya bırakıldığı bir
organizasyon yapmış bir Yahudi Örgütü, her bir balon 2008 yılı Ocak ayına kadar
Gazze’den Sderot şehrine atılan roketleri simgeler şekilde. Sderot halkını
anlamaya çalıştım, Wikipedia’ya yazdığına göre “Dünyanın Bomba SığınağıBaşkenti” olarak kötü bir şöhrete sahip, oyun parklarından okullara, hatta yaşadıkları kentin sokaklarında bile bomba sığınağı olan bu
insanların bu defa Gazze’ye füzeler atıldığını gördüklerinde içlerindeki
mutluluğu –ne yalan söyleyeyim- garip karşılayamadım. Güçler orantısız
olduğundan bu defa Gazze’ye atılan bombaların etkisi de, korunma direnci de
denk olmuyor tabii, bu da doğal olarak acıları, kayıpları ya da canavarlığın
derecesini eşdeğer olmaktan çıkarıyor. Vahşet yarışını güçlü olan kazanır. Kendi
yaptığını görmeyen, kendini haklı sanır.
 |
| Çocuklar... Ah kuzucuklar... Cennete gidip dua edin, bu delilik bitsin diye... |
 |
| Metallica'nın dediği gibi, "Blood will follow blood, Dying time is here." |
Bizler
ne yapıyoruz? Gördüklerimizden, bize gösterilenlerden dolayı hiddetten gözümüz döner, üzüntüden içimiz parçalanırken bilmediklerimizden ötürü ne derece
sorumsuzuz? Ya da bilmek istemediklerimizden? Kipling’in bir şiirinde geçtiği
gibi;
“Ancak
ben kapatmıştım gözlerimi nöbetçi kulübesinde,
İşte
bu nedenle görmedim uygunsuz hiçbir şey.”
Dedem’e
döneyim… Yaşadığımız ülke özgür, insanlarının eşit, güçlünün zayıfı ezmediği, bireylerin
temel haklarının güvence altına alındığı, ayrımcılığın olmadığı, devletin
vatandaşını koruduğu ve saygı duyduğu, vatandaşın devletine inandığı ve
güvendiği bir ülke ise, dedemin sokaktaki çocuklara çikolata ve şeker
dağıtmasında yakışıksız bir durum olmazdı. Yok eğer öyle değilse, önce kendi
çocuklarının en doğal gereksinimleri için tasalanmalı, bu ihtiyaçlar için
dertlenmeli ve çaba göstermeli devlet. Rahmetsiz dedemden beklenen de buydu
zaten.
Allah ölen masumlara rahmet eylesin.
Not:
Annem her şeye rağmen (daha neler var neler) babası hakkında rahmetsiz dediğimi duyduğunda kızıyor
bana.