3 Şubat 2026 Salı

-Aşağıdakine Ek-

Aşağıda “benim için zaman durdu ve ben saplanıp kaldığım bataklıktan çıkamıyorum” nevinden zırvalarla durumumu tasvir etmeye çalışmıştım. Alın size somut örnek: Her berat kandilinde, ikindi ve akşam ezanları arasında küçük bir kâğıda Araf 10 ve Sa’d 54 ayetlerini yazma ve o kağıt parçasını cüzdanıma koyma pratiğini belki otuz sene önce annemin teşviki ile öğrenmiş ve uygulamaya devam ediyordum; her sene dediğim vakit geldiğinde eski kağıdı çıkarır ve yenisini cüzdanıma koyardım. Büyük ihtimalle palavra ve bidattır bu, gene de bereket ve bolluk için süregelen ve bilinen bir uygulama. Bir tür zenginlik duası. Hatta her berat kandilinde annemle birbirimize hatırlatırdık unutmayalım diye, ama zaten hiçbirimiz de unutmazdık ki ne yapacağımızı. (Malum, aylardır konuşmuyoruz.)


Dün berat kandiliymiş. Kandil olduğunu biliyordum ama ne kandili olduğu umurumda değildi, hem ne umurumda ki zaten. Bunca yıl süregelen bu uygulama, dün itibarıyla sona erdi. Farkında bile değildim. Otuz yıldır her berat kandilinde kesintisiz bir ısrarla yaptığım şey, dün bitti. Hatta biraz üşütmüş gibi olduğunu telefonda fark ettiğim babamla dün gündüz vakti konuşurken “akşam kandil diye camiye gitme, evinde dinlen” demiştim.


Aslına bakarsanız acayip bir kopuş içindeyim. Uzay boşluğunda başıboş dolanan salak bir kayalık gibi, nereye gittiğim, ne yaptığım, ne olacağım meçhul. 


Sokak kedisi bile daha şuurlu bir hayat yaşıyordur.