433 gün geçti, 434. güne girmeye dakikalar kaldı. Bir taraftan çok olmuş, üzerinden çok zaman geçmiş gibi hissediyorum. Öte yandan benim için zaman 433 gün önce durduğundan olduğum yerde saplanmış haldeyim, kımıldayamadan, bir gıdım bile ilerleyemeden kaskatı kesilmiş halde titremeye devam ediyorum. 433 gün önce paramparça edildim, her bir uzvum etrafa dağılmış halde.
Zaman geçiyor, sokaktaki binalar kentsel dönüşüm için yıkılıp yeniden inşa ediliyor, alışveriş yaptığım dükkanlar devredilip yeni sahipleriyle başka işlere girişiyorlar, Trendyol go’daki restoranlar değişiyor, 5.5 yaşında annesiz kalan kedim bir ay sonra 7 yaşını dolduracak, annemle konuşmayalı dört aydan fazla geçti, NJ’de yaşayan yeğenlerimden biri Dallas’ta kendine yeni bir iş kurdu, diğeri Paris’e altı ay moda eğitimi almak için dün Fransa’ya gitti, ben 110 kg olup domuz gibi şiştim…
Still-Havva -sanırım, emin değilim- okulunu bıraktı... Üç yeni kitap çevirisi raflara yerleşti. Daha önceki bir kitap tercümesi ikinci baskı yaptı. Yeni bir çeviri de önümüzdeki hafta yayınlanacak. Bu arada uzun bir aradan sonra iki hafta evvel whatsapp profil resmini ve takip etmemi engellense de instagram profil sayfasındaki fotoğrafını bugün yeniledi.
Bütün bunlar benim için zamanın durmuş olduğu bu 433 günde yaşandı. Gerçekten, zaman kavramını tümüyle yitirdim ben. Hiç. Yok.
Ben aslında yok gibiyim. Değişmiyorum ki. Donmuş haldeyim. Kaskatıyım. Boka saplandım.