31 Aralık 2025 Çarşamba

Bomboş Geçen Bir Sene Üzerine...

Her sene sonu, o yılın kısa bir özetini yaptığım yazıları adet edinmiştim. Geçen sene bile yapabilmişim bunu, az evvel baktım, hayret ettim. Şimdi ise, istediğimden değil de, biraz âdet yerini bulsun nevinden karalıyorum bu yazıyı. Aslında geride bıraktığımız Kasım ayının 23’ünü, yani 1. senenin dolmasını, bir başka deyişle sene-i devri kendimce yeni yılbaşı olarak hissetmiştim, ama olsun, dediğim gibi âdet yerini bulsun. Ne olsa bir sürü takvim sistemi var, Julian, Gregoryan, Hicrî, vs. Virgilius’un takvimini kullanan başka kimse yok neticede, öyle olsa bütün dünya “bugün HS 403. gün” diye düşerdi tarihe. O kadar da değil. Doğru, hasta ruhlu rezil bir depresifim, fakat şizofren değil. Henüz değil. 


Sağlığım daha fazla bozuldu. 53 yaşında birinin sigara tüketimini birden iki misline çıkarması, günde üç paketten fazla içmesi bunun aslî sebebi. Henüz kalp krizi geçirmemiş olmam bence sürpriz, çünkü sigaranın yanısıra bu bir senede on kilodan fazla şişmanladım, 106kg oldum. Üstelik hayatımda hiç olmadığı kadar çok yürüdüğüm bir seneydi, telefondaki uygulamaya göre günde ortalama 9317 adım atmışım. Avare, boş beleş bir adam olarak her fırsatta sokağa çıkıp adımlıyorum sokakları. Aşırı öksürüyorum, dakikalar süren öksürük krizleri bunlar, öyle ki gözümden yaş geliyor bazen. Sigaradan elbette. Bir ay önceye kadar Nutella – Sarelle- Çokokrem grubundan günde bir kavanoz tüketiyordum, azaltmaya karar verdiğimden haftada bire düşürdüm. (Tek akıllıca kararım.) Gözlerimin bozukluğu iyice arttı ve artık yakın gözlüğü kullanmaya başladım, sürekli değil, gerektiğinde.


Her sene sonu yazımda o yıl boyunca okuduğum kitapların fotoğrafını koyar, haklarında birkaç kelam ederdim burada. Bu sene sıfır kitap, sıfır kelam. Artık ne felsefe, ilahiyat ya da sosyoloji videoları izliyorum, ne de ilgileniyorum. Sıfır merak, sıfır ilgi. Eğer entelektüel bir şalterden bahsedilebilirse, ben o şalteri 403 gün önce indirdim. Zifir. Vaktimi amazon ve disney+ dizileriyle, filmlerle geçiriyorum. Tabi ki satranç oynuyorum. Bunların yanında, daha önce bana tahammül edilemez gelen, eskiden kesinlikle korkunç olduğuna inandığım bir hâl daha var, artık alıştığım: Hiçbir şey yapmadan oturmak. Koltuğa çöküyorum ve uzun süreler patates çuvalı misali kalıveriyorum. Hayalimde Still-Havva ile konuşuyorum hep. Bu konuda olabildiğimce objektif davranmaya çalışayım, içinde bulunduğum kasvetli ve perişan ruh durumu, dışarıdan bakıldığında ilk başlarda “yazık adama, ne kadar üzülmüş karısı gitti diye”, sonraki safhada, “üzüntüsünü atlamamış mı, yazık, bu böyle sürmez ama” diye düşünülmesini olanaklı kılıyordu, şimdilerde ise “ayıp ama hala toparlanamaması, hala ayrılık travması yaşaması, bu kadarı düpedüz zavallılık” eleştirisine kapı açıyor. Bunun farkındayım. Sempati bitti, hissedilir bir antipati başladı. Sikimde mi ne düşündükleri? Vallahi değil. Ne var ki şunun ben de ayrımındayım: Sevmeyi beceremediğim gibi yas tutmayı da beceremiyorum.


Annemle üç aydan fazla süredir konuşmuyoruz. Hiçbir iletişimimiz yok. Babamla doktor işleri devam ediyor, demansı artık elle tutulur bir hal aldı, eski hastalıklarının arasına bir de hematolojik sorunlar eklendi. Yaşlanıyorlar elbette. 


Her gün 33 defa “Canımı al ya Rabbim” diye dua etmeye devam, bir de Kedi kızım olmasa ne yapardım ben?