25 Ekim 2025 Cumartesi

İkna Olmak Üzerine...

Uzun zaman oldu buraya uğramayalı.

  

11 ay geçti Still-Havva gideli. 


336. gündeyim. 


Son iletişimimiz üzerinden iki aydan fazla geçti.


Merak ediyorsanız şayet, söyleyeyim, sıçılası ruhumdaki, sikilesi kalbimdeki kanama bir süre önce durdu. Pıhtılaştı. Hayır, yara kabul bağlamıyor. Hep açık. Kanamıyor olması iyiye mi işaret? Bilmiyorum.


Daha somut yazayım: Artık gözlerimden durup dururken yaşlar boşalmıyor. Ama gözlerimin boş ve manasız bakışlarla dolu olduğunu söylediler. Yüzüm de öyle, donuk. 


Her insan hak ettiğinden fazlasına sahip olmak ister.

Daha iyi bir iş,

Daha yüksek kazanç,

Daha çok sevilmek, 

Daha fazla beğenilmek,

Daha sağlıklı olmak,

Daha çok mutluluk,


Özetle, daha iyi bir hayat sürmeyi hayal ederiz.



Merdivensiz bırakıldığım kör kuyuda geçirdiğim 335 günün ardından şunu kabullendim; ben hiçbir şeyi hak etmiyorum. 


Kendimden başka kimseye bok atamam.


Halim buysa, kimseyi kötüleyemem.


Still-Havva bir kere bile “nasılsın?” diye sormadı bunca zaman.


Ayrılığımıza çok üzüldüğü zannına (başlangıçta) kapıldığım Mustang, bu 335 günde bana dört defa mesaj yazdı; iki bayram, bir doğum günü, bir de “Ole, Beşiktaş’a gelmiş duydun mu?”, o kadar. 


Kendisine çok iyi bir damat olmaya çabaladığım ve gönülden sevdiğim eski kayın validem ya da hep samimi ve yakın olduğum baldızım da, tek bir kere olsun sormadılar, aramadılar.


Demek ki -benden başka- herkes benim orospu çocuğu bir götveren olduğuma kanaat getirmiş. 


‘Hayaller Paris, gerçekler Bağcılar’ diye bir söz vardır ya, hayallerimin bu kadar karşılıksız ve muhal olduğunu da bu süreçte anlamış oldum.


Hiçbir şeyi hak etmiyorum ki. Hak etmiyormuşum ki. 


Bir aydan fazla oldu, annem de benimle konuşmuyor. Aramızda geçen tartışmadan sonra tümüyle koptuk. Üstelik bu durumdan üzgün veya rahatsız da değilim. Karşılıklı söylenen laflardan sonra artık ne ben onun oğluyum, ne de o benim annem. 


Hiç kimsenin hiçbir şeyi değilim.


Akıl sağlığımı kaybetmek de, benden sağlığımı yitirmek de beni korkutmuyor.


Yaşamam için sebep yok. Sadece kedim- ona karşı sorumluyum.




Böyle bir hayatım olacağını düşünmemiştim için.

Kendimi sevilen, beğenilen, saygı duyulan, değerli ve özel sanıyordum.




Ansızın karşıma çıkan bu korkunç gerçeklik, terk edildikten hemen sonra bende dehşet ve iğrenti hissi yaratmıştı. İsyan ediyordum başıma gelenlere. Haksızlığa uğradığıma emindim o dönemde. Yazdıklarımdan belli oluyordur zaten.



Still-Havva’yı son gördüğüm tapu devir işleminden sonra tam olarak idrak ettim ki ben neysem, neyi hak ediyorsam onu yaşıyorum. Çocukça isyanlar, şımarık itirazlar, kendimi paralamalar, acındırmalar… Onlar neydi öyle Allah aşkına? 



Tedavülden kalkmış bir banknottan farkım yok. Geçmişte de kredibilitesi düşük bir para birimine ait bir baknottum, ama şimdi tamamen silindim piyasadan. Bunu kabullenmek ne kadar uzun zaman aldı!! “Hayır, yanılıyorsunuz, bakın ne çok sıfır var, ben aslında çok kıymetliyim!” diye sızlanmak ve kendini olduğundan daha değerli göstermeye gayret etmek gibi zavallıca bir çaba.  


Evet, doğru biliyorum, EQ’um her zaman düşüktü, ne var ki bu ölçüde bir yanılgıya kapılmak?! 


Tükettiğim oksijen bile israf, ziyan.


Hiçbir şeyi hak etmiyorum. Başıma ne geldiyse müstahak. 


Herkes benim orospu çocuğu bir götveren olduğumu düşünmekte haklı olsa gerek. 


Bunu kabul ediyorum. İkna oldum.