25 Aralık 2023 Pazartesi

Sonuna Geldiğimiz Bir Başka Sene Üzerine...

Bu senenin de son günlerine geldik. Gregoryen takvim bir hafta sonra 2024’ü gösterecek. 

Nasıl bir yıldı geride bıraktığım?

Tabi ki cevabımı tahmin ediyorsunuzdur. Bok gibi bir seneydi 2023.


Özetleyecek olursam;


Babamın 2022 Eylülünde yakalandığı korkunç hastalığın zorlu ve uzun tedavisi nihayetinde başarıya kavuşsa da başka sorunlar peydahlandı hem yaşı hem de tedavinin olumsuz etkileriyle. Çöktü adamcağız. Yaşlıydı, bir senede ihtiyar haline dönüştü. Annem de 21 yaşındaki bir delikanlının duyarsız tutumuna benzer, sağlığına dair hiçbir şey yapmayıp söylenenleri bunca senedir kulak arkası etmenin acısını çekmeye başladı 2023’te: Kardiyoloji, nefroloji, endokrinoloji, üroloji… Her yerinde sorun var ve tüm doktorlar koro halinde annemin morbid obez olduğunu, derhal zayıflamasını söylüyorlar. Hiç oralı değil. Benim içinse geçmişte yaşadığım böbrek sorunları hafiften canlandı. İdare ediyorum ama. Havva çok şükür, kendini çok yorup yıpratmasının dışında iyi. 


Bir köpek sahiplenmeyi denedik bu sene. Başından sonuna kadar yanlış yönetilmiş bir süreçti. Deneyimsiz insanların travmalı, 18 kg, ev haayatı tecrübesi olmayan bir köpekle yaşamaya kalkışması, aslına bakarsanız akıl tutulmasıyla eşdeğer. Üstelik bir de kedi var evde. Yapamadık, Havva köpeğin bizi ve yaşadığı mekânı korumacı bir tutum alıp yabancılara karşı agresyon göstermesinden ürktü, bense hiçbir hastalığı olmamasına rağmen günde yedi defa (yedi) sokağa çıkartmak zorunda olup kaka yaptırdıktan sonra bir de evin ortasına sıçmasına katlanamadım. Sahiplendiğimiz barınağına iade ettik hayvancağızı. Ona da yazık ettik. 


Havva bu sene emekli oldu. Öngördüğünden çok daha düşük bir maaş bağlandı kendisine, bunun hayal kırıklığını yaşadı epeyce. Çalışmaya, üretmeye devam ediyor bir yandan. 


Geride bıraktığımız sene korkunç depremler sarstı ülkeyi. Deprem gerçeğini unutmuştu insanlar. Çok acı bir şekilde tekrar gündeme yerleşti. Annemlerin bize yakın bir yere taşınmalarını, kırılması beklenen fayın hemen önünden geçtiği Bakırköy yerine zemini görece sağlam bu çevrede daha yeni bir binada yaşamalarını senelerdir söylemekten dilimde tüy bitmişti, sürekli yok saydılar yakarışlarımı. Oturdukları eski evi satıp buralarda yeni bir eve taşınmaları pekâlâ mümkünken, Maraş depreminden sonra kamuoyunda yaşanan panik kıvamındaki farkındalıkla evlerinin değeri düştü, faya uzak ve yeni evlerin fiyatları da arttı. Aslına bakarsanız enerjileri de, güçleri de kalmadı ama son zamanlarda taşınma düşüncesinin dillendirmeye başladılar. Bu iyi bir şey ama şimdi de gayrimenkul fiyatlarındaki bu dinamiği anlayamıyorlar. Fırsat kaçtı. Bakalım 2024’te ne gelişme yaşanacak…


Gelelim bana.


Şimdi gene bok gibiyim, depresyondayım filan yazacağım, kıçınızla gülecek, budak büzeceksinizdir. Öyle ya, on beş yıldan fazla blog yazıyorum ve sürekli ‘bunalımdayım, bu defa çok fena, öncekiler gibi değil’ diye sızlanıp durduğumu düşünüyorsunuzdur. Siktirin gidin oradan, benden daha mı iyi bileceksiniz aq? Neyse, sizin bir kabahatiniz yok tabi, hırsımı sizden çıkarıyor gibi olmayayım, çok ayıp ederim. 


Anne-babamın sağlık durumları hakkındaki çaresizliğim, genel seçim sonuçlarının yarattığı muazzam travma, anormal bir hale gelen hayat pahalılığının toplumun geneli gibi beni felç etmesi; bütün bunların yanısıra hiçbir şey yapmıyor-üretmiyor olma halinin yansıması olan tüketme ve tükenme durumundayım. Tükeniyorum, bunda bir abartı yok. Tamam, emekliyim ama bir işim yok, bir çabam yok, bir sosyal çevrem yok, bir hobim yok, bir uğraşım yok. Yani aslında tam STK gönüllüsü olabilecek durumdayım ama serde KHK’lı olmak var, kim ne yapsın beni de başına dert alsın? Spor yapmıyorum, dil öğrenmiyorum, kendimi geliştirmeye yönelik bir çabam da yok. Kitap okuyorum, gevezelik ediyorum, satranç oynuyorum, civilization ile oyalanıyorum, youtube’dan felsefe/ilahiyat ders videoları izliyorum. Geceleri yatağa gidiş saatim 3’ü 4’ü buluyor, sabah öğlene kadar yataktayım. Hareketim azaldı, yürüyüşüm azaldı, kilo aldım, şiştim. Evden dışarı çıkınca para harcamak benim için kaygı verici, o nedenle aksi gerekmedikçe hep evdeyim. Havva evden çalışıyor, kitap yazıyor, başka işler kovalıyor, üniversiteye gidiyor, ben hep evdeyim. 


Yineleyeyim: Üretmediğim için tükeniyorum. Bu yıl da böyle tükendi gitti, benim gibi. 



Bu senenin kitapları... Kurgu edebiyattan tamamen koptum artık, içim dışım 'ağır' kitap oldu. Sindirebiliyor muyum? Pek sayılmaz. 





Seçim+ Çılgınca artan hayat pahalılığı ve depresif modun, hareketsizlik, eve kapalı bir yaşamla ilintili olduğunu gösteren grafiği görüyorsunuz.













12 Aralık 2023 Salı

Menopoz Üzerine...

Biri bana ‘menopoz nedir, nasıl bir şeydir?’ diye soracak olursa bu fotoğrafı gösteririm. 


Aşağıdaki, Havva’nın çalışma odasından bir görüntü. Bu fotoğrafı çektiğimi, üstelik bloğa koyduğumu bilse kıyameti koparır. Menopoz hakkında dalga geçtiğim için değil, odası bu kadar dağınıkken resimlediğimden ötürü. Neyse, kendisi okulda, bilmem hangi sosyoloji dersinde, o yüzden rahat hareket ediyorum. Malum blogu da okuyamıyor, neyse işte. 







Aralık ayının ortasına geldik, havalar iyice soğudu, dubleks evin üst katında yer alıyor odası, yani kah lodos, kah kuzey rüzgarları derken yazın sıcak olduğu kadar kışın da evin en soğuk köşesi. Çalışma masasının hemen yanında pencere var, altında da kalorifer peteği. 


Fotoğrafa dikkatinizi pek yoğunlaştırmadan göreceksinizdir, odanın ortasında bir elektrikli ısıtıcı, bir de vantilatör konumlanmış halde. Çünkü menopoz ortam ısısıyla kavgalı bir süreç; geçen akşam termometre 6C iken hissedilen sıcaklık 2C idi, odasına kahvesini götürdüğümde karşıma çıkan manzara da şöyle: Pencere ardına kadar açık, üzerinde sadece atlet var, vantilatör çalışıyor ve ter içinde yazdığı kitaba dalmış, çalışıyor. Ayaklarımda çorap, termal içliği sweatshirtle taçlandırmış bir halde odasına girip bu sahneyi görünce kadınlara karşı acıma duygum misliyle arttı haliyle. Yarım saat sonra da yanıma gerip ‘çok soğuk, ellerim buz gibi’ diye sızlandı, hep olduğu gibi. Bunu neredeyse her gün yaşıyoruz. Dedim ya, ortam ısısı ile kavgalı diye, insan üşür, kalın giyinir veya sıcakladığında üstündekileri de çıkartır; ne var ki menopoz yarım saatlik döngülere bölüyor kadınların hayatını, Adana sıcağıyla Erzurum soğuğu arasında ışınlanıp duruyor kadınlar. Yatağının baş ucunda da bir vantilatör var, geceleri bip bip kumanda sesi geliyor uyuduğu odadan, ya çalışmaya başlama, ya ayarını değiştirme ya da kapatma sesi şeklinde. Yani uykuda da uyanıkken de geçmeyen bir sıkıntı bu. 


Halbuki andropoz öyle mi? Biz erkeklerin hiç böyle dertleri yok, ilerleyen yaşla birlikte fiziksel-cinsel güç azalmaya başladığında daha çıtır kızlara sulanarak kendimizi kandırmak yetiyor rahatlamamıza. Yaşını almış erkeklerin kendilerinden 20-25 yaş kadınların peşine düşmesinin nedeni bu, dengi kadınlara ‘ben andropoza girmedim, siz beni andropoza soktunuz’ demenin bir şekli. Hep başkalarını suçlamanın verdiği rahatlık. 


Tekrar menopoza dönelim. Geçenlerde Havva ile konuşurken bu sıcaklama-üşüme sarmalının kimi kadınlarda yirmi yıl sürebildiğini söyledi, varmış öyle tanıdıkları. 


Halbuki andropoz öyle mi? diye devam etmeyeceğim, hayır. 


Yazık ya bu kadınlara.