Elias Canetti, Hayvanlar Üzerine başlıklı derleme kitabına şu notu düşmüş: “Ne zaman bir hayvana dikkatlice bakarsanız, içinde bir insan olduğunu ve sizinle dalga geçtiği hissine kapılırsınız.” Senelerdir kedi babası olarak süren hayatımda bu duyguyu pek tatmamıştım, malum kediler tümüyle tuhaf, tekinsiz yaratıklar. Genel kabule göre kendi kendilerine evcilleşip insanlarla bir arada yaşamaya başlamış bir türden bahsediyoruz kedilerden söz açtığımızda. Ama Ceku ile, bu 18kiloluk köpekle geçirdiğim onuncu gün itibarı ile Canetti’nin yazdıklarını ilk elden deneyimleyebiliyorum artık. Daha evvel köpek tecrübem olmadı, çevremde köpek besleyen birileri de pek yoktu, hele ki köpeklerden korktuğumu göz önüne alırsak tümüyle uzaktı bana bu konu. Artık öyle değil. Bu satırları yazarken karşımdaki koltuğa yayılmış Ceku’ya kayıyor arada gözlerim. Başını çevirip badem badem bakıyor bana.
![]() |
| En azından işgal ettiği Havva'nın koltuğu. |
Köpek sahiplenme konusundaki en büyük kaygım evdeki kedimiz üzerineydi, buna değinmiştim daha önce. Onuncu gündeyiz, ciddi bir ilerleme yok aralarındaki ilişkide. Sokakta kendisine karşı kayıtsız duran kedilerin yanından umursamadan geçiyor Ceku, ama onu görüp ürken, kaçan kedileri kovalamaya can atıyor. İçgüdüsel bir davranış. Evde de öyle, aynı şey. Dün gece saat 2am’a doğru uyumak için üst kattan aşağıya indim, Ceku da yanımdaydı yukarıdayken, beni takip edecek diye düşündüm ama ilk defa peşimden gelmek yerine üst katta, merdivenin bitimine yatmayı tercih etti. Kedi o sırada aşağıdaydı, Havva ile beraber. Ceku sanki “o kedi sike sike buraya gelecek!” diyor gibiydi; kedinin maması, suyu ve kumu üst katta çünkü. Yatağımdan kalkıp iki kez merdivenleri çıktım, Ceku’yu çağırdım ama nafile. Yattığı yerden kalkmadı inatçı eşşek. Ben de dönüp yatağa uzandım çaresiz. Tam abajurun ışığını kapacakken birden kedi fırladı ve üst kata çıkmak için merdivenlere koştu. Muhtemelen köpeğin her gece yaptığı gibi aşağıya geldiğini ve holde uzandığını sanmıştır. İçimden hassiktir dedim, çok feci şeyler olacağı belliydi. Kulak kesildim ama o saatte zaten çıt yok. Kedi çıktıktan sonra kısa, huzursuz bir sessizlik oldu. Havva uyuyor, apartman sakin, saat 2am. Ansızın çizgi filmlerde görülebilecek türden bir curcuna, merdivenlerden aşağı uçarak koşan ya da koşarak uçan kedi ve arkasından homurdanarak gümbür gümbür inen bir köpek. Kedi yatak odasına, yanıma saklandı, köpek içeri girecek gibi oldu ama yatak odasına girmesi yasak, hemen uyardım, durdu eşikte. Gerçekten kötü bir deneyimdi hepimiz adına.
Ceku’yu barınağa iade edeceksek şayet, bunda kedimizin onunla anlaşamıyor olmasının büyük bir etkisi olacak. Havva bu konuda gayet iyimser: her geçen gün, azar azar da olsa birbirlerine alıştıklarını, daha da düzeleceğini düşünüyor. Pek aynı fikirde değilim ben. Normal zamanda en ufak bir uyarıcıya dahi kilitlenip huzuru kaçan ürkek kedim, bu koca köpeğe alışamaz. Lütfedip kollarımızda birkaç saniye durmaya razı olurdu eskiden, şimdi acıktığında ya da kumuna gitmesi gerektiğinde bizi gördüğü zaman haykırıyor, saklandığı ya da kendini korumaya aldığı yerden alıp istediği yere taşıyoruz kediyi, işini görsün diye. Ölesiye korkuyor köpekten.
Bir başka sorun ise benden kaynaklanıyor: Feci bir sıkıntım var. Bir önceki postta da değinmiştim, sokak köpeklerinden ve gerizekalı/şuursuz kimi köpek sahiplerinin mallıkları yüzünden dehşet içindeyim. Ne bu kadar çok sokak köpeği olduğunun farkındaydım, ne de diğer köpeklerin. Normal zamanda bir köşede, bir parkın çimenlerinde, bir gölgelikte pinekledikleri için farkına varmadığımız sokak köpekleri, Ceku’yu görünce/kokusunu alınca birden agresif biçimde yanına koşuyorlar, deli gibi havlamaya başlıyorlar. Ceku reaksiyon göstermek bir yana, korkuyor bile. Bense öleyazıyorum o anlarda. Hem Ceku için, hem de kendim için. Çaresiz sokak köpeklerinin olmadığı ya da denk gelmediğimiz güzergahları adımlıyoruz ama öylesine kuşatılmışlık halindeyiz ki kısır ve küçük bir daireden ibaret hale geldi yürüyüşlerimiz. Halbuki cinsi itibarı ile enerji seviyesi 5 üzerinden 5 olarak ifade edilen, dışarıda çok hareketli bir köpek Ceku. Olayın bana bakan yönü sadece korku açısından ele alınamaz ayrıca: Köpek sahiplenmeye razı olduğumda, doğal olarak bazı sorumlulukları da üstlenmeyi doğal ve benden talep edilmeden kabul etmiştim; maması, sağlığı, temizliği gibi detaylı bakımı Havva’ya ait olacaktı, boş gezenin boşta gezen kalfası olarak Ceku’nun yürüyüşlerini de ben üstlenmiştim. Havva’nın değerli vaktini bu amelelikle harcayamam, kadın evimin velinimeti, yürüyen banka hesabı, geçim kapımız. (Aşırı iğrençleştim tamam haklısınız. Evi Havva geçindiriyor kısaca.) Fakat kendime biçtiğim bu görev tanımı, bana yürümekten/yürütmekten değil, sokak köpekleri ve şerefsiz köpek sahipleri yüzünden eziyete dönüştü kısa zamanda. Evden Nas-Felak okuyup çıkıyorum, Ya Hafız Ya Allah’ı dilimden düşürmeden yürüyorum, eve dönerken de Elhamdülillahi rabbil Alemin’lerle bitiriyorum dolaşmalarımızı. Tabi bunlar sık sık sekteye uğruyor, arabalar geçerken ya da insanların çekindiğini gördüğümde “Dur Ceku”, bir kediye dikkatle bakıp durduğunda “Gel Ceku”, yerde gördüğü bir kemiği ağzına atmak için uzandığında “Hayır Ceku”, sözümü dinlediğinde “aferin Ceku”, ötelerden havlama sesi kulağıma geldiği an donup “hassiktir, buradan değil Ceku” gibi ifadelerle bölünüyor zikr sözlerim.
Son planda:
Kedi, köpeğe hala alışamadı.
Köpek, kedi neden ondan kaçıyor diye dertlenmekte.
Ben dilediğim gibi ve köpeğin ihtiyacını karşılayacak ölçüde uzun yürüyüşleri yapamıyorum korkudan. (şu absürtlüğe bakar mısınız: Pedometreye göre Ceku bu eve gelmeden önce daha fazla adım atıyormuşum!)
Havva köpeği feci halde bağrına bastı. Asla geri vermeyi düşünmüyor.
Bunları bir yana bırakalım: Bunca çözümsüzlük içinde, Canetti’nin dediği gibi Ceku’nun gözlerinde sanki benimle dalga geçen, alay eden bir ifade var.
Karşımdaki koltukta oturmuş bana bakıyor şu an. Diyor ki, “Benden daha harika bir köpek bulamazdınız. Havlamıyorum. Eşya kemirmiyorum. Yatağınıza gelmeye çalışmıyorum. Hiç bir şeye zarar vermiyorum. Salyam yok. Size sarılmak, ayaklarınızın dibine uzanıp karnımı açmak, dizinize başımı koyup uyumaktan başka bir şey de yapmıyorum evde. Beni aptal kedinizin yersiz/haksız korkusu yüzünden veya başka köpeklerin seni ürpertmesinden dolayı mı barınağa geri vermeyi düşünüyorsun yani? Hele bir dene bakalım. Havva sıçar o zaman ağzına. Sıkıyorsa dene. Zorla mı geldim sanki, sen kabul ettin, Havva da coşkuyla aldı beni. Kendin ettin, kendin buldun. O’nu üzmeye götün yiyorsa hiç durma, ya da arıza çıkarma, sus otur orada.”
Haklı valla.

