30 Ocak 2021 Cumartesi

Hobbes'tan Hayırlı Bir Şey Beklememek Gerekliliği Üzerine...

 

30 Ocak 1661: Kral I. Charles’ın idamının 12. yıldönümünde, Oliver Cromwell’in ölüsü mezarından çıkarılarak asılır ve Cromwell’in kesik başı, 1685 yılına kadar Westminster’da bir mızrağın ucunda asılı kalır. 



Yazmayayım şu bloğa bir şey diyorum, karşıma beni zorlayacak şeyler çıkıyor. Okuduğum ve az evvel bitirdiğim kitabın son cümlesini yukarıda yazdım, ve evet, bugün de 30 Ocak. 

Tesadüfe bak aq. 


***

Ürperdim lan.



7 Ocak 2021 Perşembe

Bilmem Kaçıncı Kez Demokrasi Üzerine...

 

Dün ABD’de yaşananları, sadece bu meşum ülkede değil, dünyanın geri kalanı için de bazı şeylerin tamir edilemeyecek ölçüde bozulduğuna işaret ettiğini, belirsizliğe doğru yelken açıldığını yazacaktım. Dünyanın her yerinde despotluğu ve faşist yönetimleri pragmatik amaçları uğruna destekleme ahlaksızlığını utanmazca tercih eden bu ülkenin demokratik yaşam biçimini kendi ülkesinde yaşanabilecek bir ayrıcalık haline getirdiğini, ama nihayetinde onların da bir demagogun elinde oyuncak haline geldiğini ve o demagogun oyuncağı geri verme zamanı geldiğinde itiraz edip canı öyle istediği için taşlarla kırmaya kalkıştığını anlatacaktım. Hobbes’a, oradan Thrasymakhos’a atlayıp, sofistin demagog haline gelmesinin nelere sebep olacağına dair ukala ukala konuşacaktım. Demokrasi diye bir şeyin olmadığını, olamayacağını, çünkü demokrasinin ancak bireylerin eğitim, kültür ve onurlu kişiliklere sahip olmasıyla yaşanabileceğini, ama insanların genelinin aciz, aptal, düşüncesiz, anlayışsız, çıkarcı ve kötü niyetli olmasından ötürü bu halk yönetiminin kaçınılmaz olarak oklokrasiye dönüşeceği konusunda uzun uzun gevezelik edecektim. Heath Ledger’ın değil, Joaquin Phoenix’in oynadığı Joker’in, yani ruhu çölleşmiş, her alanda hayal kırıklığına uğramış, parası olmayan, toplumdan dışlanmış sıradan ve basit insanların bilinçli bir kötülüğün şiddet aparatı haline düşmesine dair laflayacaktım. Sözü gene ABD’ye getirecektim; Fransız İhtilalinin bile öncülü ve yol göstericisi olan bu ülkenin geçmişte demokratik düzen açısından tüm dünyaya bir örnek teşkil ettiğini, ama otoriterleşmenin ve faşizmin tohumlarının yavaş yavaş filizlendiği Fransa, Almanya, İtalya vs. başka demokratik ülkelerde dünkü olayların bir gübre işlevi göreceğine değinecektim.

Ne enerjim, ne isteğim var yazmaya. Dün tartışma götürmeyecek ölçüde kesin olarak görüldü; demokrasi, antik ve ortaçağ filozoflarının şiddetle eleştirdiği türden bir delilik, ulaşılamayacak türden bir fantezi, gerçeklikten kopuk bir masal. Kötü malzemeyle Sultanahmet’in inşası mümkün değilken, demokrasi ha?

Hadi be.



Amerika sikimde bile değil.