26 Kasım 2018 Pazartesi

"I've Felt The Hate Rise Up In Me" Üzerine...


Tipim değişiyor. Göbeğimden, iyice kelleşmiş olmaktan bahsetmiyorum. Erkekler yaşlanınca tipleri, özellikle yüz hatları olgunlaşır, yanakları bir parça yağlanır ve görünümleri gençlik yıllarına kıyasla daha –yakışıklı değil- oturaklı olur ya, benim sadece yüzüm değil, kafamın şekli de değişiyor ve olumlu bir değişiklik değil bu. Ailemi tanıyanlar baba tarafımdan ziyade annemin ailesine benzerlik gösterdiğimi söylerler, hem fiziksel yapı hem de karakter açısından. Kardeşim tam tersidir mesela, baba tarafı Arnavutların havası var onda. İşte, şimdilerde daha evvel anne tarafındaki erkeklerin yaşları ilerlediğinde gençliklerinden nasıl da farklı göründüklerine hayret ederken, artık kendimde de aynı duruma şahit olmaya başladım. Annemin babası dedem, o gençliğinde zampara, ailesi evdeyken başka kadınlarla gününü gün eden adam, ihtiyarlığında çirkin bir böcek gibi bir hal almıştı. Gençlik dönemi hatta otuzlu yaşlarındaki fotoğrafları yakışıklı bir kürt erkeğine örnek olan rahmetli dayım da hakeza, 50 yaşında hayatını kaybetmeden önce bambaşka bir yüze, kafa şekline, tipe sahip olmuştu, esamesi kalmamıştı o karizmanın. Aynaya baktığımda artık dayım gibi, görünüşümün değiştiğini gözlemliyorum. Elbette yaşlanma, negatif yönde bir değişimi de getiriyor beraberinde, ne var ki sözünü ettiğim değişim değil, dönüşüm. Sanki evrim geçiriyor gibiyim. Tabii evrim iyiye doğru gidişi ifade eder, burada sözünü ettiğim öyle değil. Özetle, çirkinleşiyorum. Göbeği, kelliği söylemeye bile gerek yok.


Sadece tipim kaymıyor, görünüşümün berbat bir hal almış olması değil tek mesele: İçimde beslenen, büyüyen, her geçen gün daha derinlere kök salan dehşet verici bir öfke var. Yaşadıklarıma, bana yaşatılanlara, gömüldüğüm acziyet ve yetersizlik psikolojisine, yaralarımın iyileşmesine izin vermeyen gündeme, çaresizliğe, bu durumu bana reva görenlere karşı duyduğum öfke. Beni tanımadan, bilmeden bu durumu hoş görenlere, görmezden gelenlere, azıcık acıma duygusu besleyip sonra kendini rahatlatanlara, anlamayanlara, “aman ha, dinlersem anlarım, anlarsam hak da veririm neme lazım” diye başını çevirenlere, hemen herkese karşı devasa bir öfke var içimde. Sakinleşip durulacağına, zamanla içimi daha çok sarıyor, daha kesif ve karanlık bir yapıya bürünüyor ve evet, bu da beni dönüştürüyor. Kalbimin sıkıştığını duyumsuyorum gün içinde defalarca, başım dönmeye başladı  sıklıkla. Kendimi nasıl, ne şekilde kasıyorsam artık, öfke, “inside my shell, I wait and bleed” misali beni tüketiyor, sömürüyor. Ürpertici bir hal almaya başlamış olsa gerek ki, Havva iki gün önce kendisi için, Mustang için, çevremdekiler için endişelendiğini söyledi. Evet yanlış okumadınız, Havva kendisi için endişelendiğini söyledi. Öfkemin dışa sızdığı anlarda kendisine karşı şiddet kullabileceğimden korkuyor. Evet, yine yanlış okumadınız, Havva benden korkuyor. “Lord God, protect this woman I love, who is finally, my wife” diye gözlerine sevgiyle bakıp mırıldandığım kadın benden korkuyor. Bunu kendisinden duymuş olmak beni tam manasıyla altüst etti. Bir halt edeceğimden değil, hayır. Ama bunu olası gördüğünü bilmek bile beni mahvetmeye yeter. Yetti.


Beni bir canavara çeviren Karanlık.