Tipim değişiyor.
Göbeğimden, iyice kelleşmiş olmaktan bahsetmiyorum. Erkekler yaşlanınca
tipleri, özellikle yüz hatları olgunlaşır, yanakları bir parça yağlanır ve
görünümleri gençlik yıllarına kıyasla daha –yakışıklı değil- oturaklı olur ya,
benim sadece yüzüm değil, kafamın şekli de değişiyor ve olumlu bir değişiklik
değil bu. Ailemi tanıyanlar baba tarafımdan ziyade annemin ailesine benzerlik
gösterdiğimi söylerler, hem fiziksel yapı hem de karakter açısından. Kardeşim
tam tersidir mesela, baba tarafı Arnavutların havası var onda. İşte, şimdilerde
daha evvel anne tarafındaki erkeklerin yaşları ilerlediğinde gençliklerinden
nasıl da farklı göründüklerine hayret ederken, artık kendimde de aynı duruma
şahit olmaya başladım. Annemin babası dedem, o gençliğinde zampara, ailesi evdeyken
başka kadınlarla gününü gün eden adam, ihtiyarlığında çirkin bir böcek gibi bir
hal almıştı. Gençlik dönemi hatta otuzlu yaşlarındaki fotoğrafları yakışıklı
bir kürt erkeğine örnek olan rahmetli dayım da hakeza, 50 yaşında hayatını
kaybetmeden önce bambaşka bir yüze, kafa şekline, tipe sahip
olmuştu, esamesi kalmamıştı o karizmanın. Aynaya baktığımda artık dayım gibi,
görünüşümün değiştiğini gözlemliyorum. Elbette yaşlanma, negatif yönde bir
değişimi de getiriyor beraberinde, ne var ki sözünü ettiğim değişim değil,
dönüşüm. Sanki evrim geçiriyor gibiyim. Tabii evrim iyiye doğru gidişi ifade
eder, burada sözünü ettiğim öyle değil. Özetle, çirkinleşiyorum. Göbeği,
kelliği söylemeye bile gerek yok.
Sadece tipim kaymıyor,
görünüşümün berbat bir hal almış olması değil tek mesele: İçimde beslenen,
büyüyen, her geçen gün daha derinlere kök salan dehşet verici bir öfke var.
Yaşadıklarıma, bana yaşatılanlara, gömüldüğüm acziyet ve yetersizlik
psikolojisine, yaralarımın iyileşmesine izin vermeyen gündeme, çaresizliğe,
bu durumu bana reva görenlere karşı duyduğum öfke. Beni tanımadan, bilmeden bu
durumu hoş görenlere, görmezden gelenlere, azıcık acıma duygusu besleyip sonra
kendini rahatlatanlara, anlamayanlara, “aman ha, dinlersem anlarım, anlarsam
hak da veririm neme lazım” diye başını çevirenlere, hemen herkese karşı devasa
bir öfke var içimde. Sakinleşip durulacağına, zamanla içimi daha çok sarıyor,
daha kesif ve karanlık bir yapıya bürünüyor ve evet, bu da beni dönüştürüyor.
Kalbimin sıkıştığını duyumsuyorum gün içinde defalarca, başım dönmeye başladı sıklıkla. Kendimi nasıl, ne şekilde kasıyorsam artık, öfke, “inside
my shell, I wait and bleed” misali beni tüketiyor, sömürüyor. Ürpertici bir hal almaya
başlamış olsa gerek ki, Havva iki gün önce kendisi için, Mustang için,
çevremdekiler için endişelendiğini söyledi. Evet yanlış okumadınız,
Havva kendisi için endişelendiğini söyledi. Öfkemin dışa sızdığı anlarda
kendisine karşı şiddet kullabileceğimden korkuyor. Evet, yine yanlış
okumadınız, Havva benden korkuyor. “Lord God, protect this woman I
love, who is finally, my wife” diye gözlerine sevgiyle bakıp
mırıldandığım kadın benden korkuyor. Bunu kendisinden duymuş olmak beni tam
manasıyla altüst etti. Bir halt edeceğimden değil, hayır. Ama bunu olası gördüğünü
bilmek bile beni mahvetmeye yeter. Yetti.
Beni bir canavara
çeviren Karanlık.