24 Temmuz 2010 Cumartesi

Temmuz...

  • Yaşadığım acayip intihal mağduriyetinin ardından blogumdan da, bloglardan da soğudum. Artık yazmak gelmiyor içimden; Hatun’la yaptığımız koyu sohbetlerde –aslında genelde monolog oluyor, O çaresiz dinleyici rolünü alıyor- bir bakıyorum, blog zırvalarmış gibi gevezelik etmeye başlamışım, öyle olunca bir daha bunları yazmak da zül halini alıyor. İşte, eskiye kıyasla çok daha nadir yazma isteği (belki de ‘ihtiyacı’) duyan Virgilius, bir de çalınma olayından sonra iyice mesafe koydu bloguna. Gregor da yok zaten. Başka bloglara da artık her gün merakla bakmak yerine, arada bir göz atarak idare ediyorum; açıkçası benim Hatun’un yerine ikame edeceğim iri göğüslü bir sarışın bulma ümidini yitirdim buralarda, “senden iyisini bulduğum anda bu ilişki biter haberin olsun” diye diye 1,5 sene geçti, ben mi kısmetsizim, yoksa Hatun fazla iyi de üst modelini mi bulamıyorum, hala çözemedim doğrusuna bakarsanız, ama aradığım her neyse yok buralarda.


  • Soruşturma sürüyor, daha soruşturacak ne kaldı bilmiyorum ama neticelenmedi hala. Herkes paranoyak olmuş halde, müdür en son benden şüphelenmeye başladı, imzasız mektubu Başbakanlık’a benim gönderdiğimi düşünüyor, hedef saptırmak için de kendi ismimi eklemişim suçlanan kişiler listesine. İşin komiği ben de ilk gün O’ndan şüphelenmiştim, bizden kurtulup yeni bir kadro kurmak için böyle bir yol izleyebileceğini düşünmüştüm. (O bana müdür olduğu için bunu söyleyebiliyor, ben ona müdür olduğu için düşündüğümü söyleyemiyorum ama.) Hepimiz ruh hastası olduk a.q.


  • Soruşturma yüzünden doktoraya boş vermek durumunda kaldım ki en acısı bu oldu. Geçen ay tez izleme komitesine sunmam gereken raporu hazırlayamadım, zaman geçti, süre bitti, her gün posta kutuma bakıyorum üniversiteden “sizi siktir ettik, bilgilerinize sunulur” mealinde bir mektup gelmiş mi diye.


  • Yaz geldi, etraf minicik eteklerin laf olsun diye giyildiği çıplak bacaktan geçilmiyor. Ey kadın milleti, bacaklarınız güzel zannettiğiniz için mi açıyorsunuz, yoksa bu baş belası sıcak havada serinlemek için mi bilmiyorum ama çoğunuzun, pek çoğunuzun bacakları ya kalın, ya kalın ve çarpık, ya kalın ve çarpık ve selülitli. Bu üçünün permutasyonlarını yazmaya üşeniyorum ama şunu söyleyeyim: Akıllı kadın, çirkin yanını saklamayı başaran kadındır. İstediğiniz köyden varoştan çıkıp gelmiş üç tane gariban delikanlıyı ve kıroyu et gösterip tahrik etmekse bilemem, ama çekici görünmenin başka yollarını araştırın. (Askılı bluzlara ve straplez giyenlere sözüm yok. Bir de evet, koca göbekli bir şişko yazıyor bunları.)










  • Eserin en sarsıcı bölümlerinden biridir: Mişkin, Rogojin’le karşılaşır, gözlerinin içine bakar. Tek kelime konuşmazdan birbirlerini süzerler. O an, Rogojin’in (her ikisinin de delice aşık olduğu, aynı şekilde ikisi arasında bir seçim yapmaya çalışan ama başaramayan) Nastasya Filipovna’yı öldürdüğünü anlar. Bu konu üzerinde, neyin, nasıl, neden, ne şekilde olduğuna dair tek kelime konuşmadan, sakin bir şekilde dört şişe kaliteli dezenfektana ve kaliteli Amerikan bezine gereksinim duyduklarını kararlaştırırlar. (Cesedi saklamak için.) Sevgilim, içine sıkıştığın sorunlar yumağında benim duygudan yoksun gibi görünen soğukkanlılığım ve mekanik bir tavırla sunduğum çözüm alternatiflerim, sana umarsız ve hoyrat biri olduğumu düşündürebilir. Belki de 1,5 sene o kadar da uzun bir süre değildir. Tek yapmaya çalıştığım duygusal karmaşa ortamında mantıklı davranmak ve fevrilikten uzak düşünmeye çalışmak, o kadar. Kalbim soğuk değil, ama kafamı serin tutuyorum CPU yanmasın diye. Sana da vantilatör olmaya çabalıyorum bu sayede. Beni senden bir şey ayıramaz. (Senden daha iyisini bulana kadar böyle sürecek.)

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Hepinizden Harika Olduğum İçin Beni Çaldılar.

Millet bloglarına yazdıkları yazıların copy-paste edilip başka sitelerde başka imzalarla kullanılmasına sinir olur, doğru, en basitinden kişilik haklarına bir saldırıdır bu, emeğini ve düşüncesini çalmak, o kimsenin parasını pulunu çalmak gibi acıtır mağdurun canını.

Peki tanrı aşkına ben ne yapayım şimdi? Bir süre evvel, bu blogtaki bir posta yorum yapan Scrtsl nicki birinin sayfasına baktığımda, sayfanın sağ sütununda bir Virgilius (bu ben oluyorum) bir de İTÜ Sözlük - Virgillius (kim olduğunu Allah bilir) linklerini gördüm, merak edip Virgillius da kimmiş, ne yazmış diye göz attım İTÜ Sözlük'e, fena değildi hakkında yazılanlar. Fazla kurcalamadım, hiç kimsenin yazdıklarını benimkilerden daha kayda değer bulmama kibrimden ötürü "o da bir ademoğlu, o da kendince bir Virgilius" diye düşündüm, ama Scrtsl'e de müteakip blog yorumumda "Bu arada, blogundaki itü sözlük -virgillius linkine baktım da, benimle hiç bir alakasının olmadığını bilmeyenlere bildirmek istedim. Ey insanlar, 'Virgilius' sadece blog markamdır, başka virgiliuslarla ilgim yok, twitter, facebook gibi geyikleri başka bir isimle bıdı bıdılıyorum." şeklinde mukabele ettim. Kızcağız gayet iyi niyetli bir şekilde "itusozluk virgilius'un seninle alakası yok evet. sadece yazılarını okuduğum bir başka virgilius o da. aslında onu ararken sana denk gelmiştim ve takıldım kaldım... demek ki virgilius'lar iyi yazıyor :)" diye yanıtladı, konu da orada kapandı.

Bir kaç gün sonra bir mail geldi, malum, profil sayfamda bana takılmak isteyen kızlar irtibat kurabilsinler diye mail adresimi yazmışım. Yazılanlar çok sertti, dil sivri, kelimeler tokat gibi fırlıyordu satırlardan: Maili gönderen kişinin dediğine göre İTÜ Sözlük'ün Virgillius'u benim yazılarımı copy-paste edip ona kendi yazılarıymış gibi göndermiş daha önce, kendisini de tümüyle farklı bir karakter olarak tanıtmış filan. İsim soyad, okul, meslek, türlü bilgiler... Önce "bu kadın acaba şizofren mi?" diye düşünmedim değil, ama baktım, kandırılmış, aldatılmış bir kırıklıkla yazmış maili, cevap verdim, bir kaç mail gitti geldi aramızda, o anladı ki ben İTÜ Sözlük'ün Virgillius'u değilim, ben anladım ki benim silüetimi bile çalmışlar. Zaten bu duruma da bir yazısının intihal edildiğini farkedip kıyameti koparan Metin Bey'in şu yazısındaki blogunda da değindim.





Sözün özü, seneler önce Antoloji'de yazan ama oradan tası tarağı toplayıp çıkan, (-ki, o sürece kabaca şu nefis yazının altında değinmişliğim vakidir,) ardından 2006 senesinde polente'nin tavsiyesiyle bir blog açıp blog dünyasının fenomeni haline gelen ben, zayi olmuşum, hükümsüzüm a.q. :-)

İTÜ Sözlük'ün Virgillius'u ile hiç bir alakam yok.

Ben yalnız çalışırım :)